Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

Oğuzhan Yeşiltuna

Öldükten Sonra İsteseniz de Okuyamayacaklarınızın İlki

 

Şu dünyada sayılı kitaplar vardır ki içeriğini, ana fikrini, yazar kalitesini geçtim sadece ismi için bile okunmaya değer olsun! Gabriel Garcia Marquez’in Kolera Günlerinde Aşk’ı, Yüzyıllık Yalnızlık’ı (ki kitabın bu Türkçe ismi çevrildiği farklı diller içinde aldığı yeni isimler arasında en iyisi seçilmiştir), Sibel K. Türker’in Hayatı Sevme Hastalığı, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve İhsan Oktay Anar ile Hasan Ali Toptaş’ın kitaplarının çoğu bu kategorinin kitaplarıdır. (Şu an hatırıma gelmeyen kitapların yazarları ne olur bozulmasın!) Bu yazının konusu yukarıda sayılan kitaplardan hiçbiri değildir; bu yazının konusu yukarıda bahsettiğim kategorideki kitapların belki de bu sıfatı en çok hak eden kitabıdır: Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği.

14

Sayfa 14 yükleniyor…

Çeklerin Kafka’dan sonra yetiştirdikleri en büyük değer olarak gördükleri Milan Kundera ile tanışmam Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği sayesinde oldu. Kurgusal bir tür olan romanın içine felsefeyi bu derece iyi yedirebilmesi, benim bunu Jean Paul Sartre ve Albert Camus’den daha iyi kimsenin yapamayacağına olan inancımı yıkmış ve daha sonra Kundera’nın felsefi romanlarını su içer gibi ardı ardına okumuştum. Cemil Meriç’in “sosyal bilimlerin romanı öldüreceği, Sartre’ınki gibi denemelerin bir daha gelmeyeceği” tezinin gözümün önünde çürüyüşüne de bu dönemde tanık olmuştum.

Milan Kundera 1982’de yazdığı romanını ağırlık ve hafiflik soruşturmasıyla başlatır. Nietzsche’nin Ebedi Dönüş düşüncesinde gizemli bir yan vardır. Düşünün bir kere her şey tıpkı ilk yaşandığı biçimiyle yineleniyor ve yinelenmenin kendisi de sonsuza kadar devam ediyor. Yaşamlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, İsa’nın çarmıha gerili olduğu gibi bizde sonsuzluğa çivilenmişiz demektir ki bu da insanı dehşete düşürecek bir olasılıktır. Sonsuza kadar yinelenme dünyasında attığımız her adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker ki bu da yüklerin en ağırıdır. Fakat yükler, ağırlık Kundera ve diğer egzistanyelist (varoluşçu) düşünürlere göre bizim onlara yüklediğimiz manalardan ibaret olduğundan bu ceketi sıyırırsak eğer hafiflemiş oluruz. Ceket çıkmıştır ve biz artık var olmuşuzdur. Her şeyi yapma hakkına sahibizdir, istediğimiz kararı verecek ve sonuçları hakkında kimseye hesap verme mecburiyetinde olmayacağızdır artık.

15

Özgürlük! Her ne kadar bu fikir başlarda bizi tatmin edecek olsa da bir süre sonra büyük bir boşluğa düşürecek ve acı çektirmeye başlayacaktır: Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği!

Roman boyunca bu şekilde olay örgüsünü keserek kendi fikirlerini açıkça belli etmekten hiç çekinmez Kundera. Ben bunu ilk zamanlar bizde Ahmet Mithat’ın yaptığı öğretici roman ile alakalandırmıştım. Bilindiği üzere Ahmet Mithat’ın ve Charles Dickens’ın kullandığı bu yöntem edebiyat tekniği açısından hatalı bulunurdu. Fakat daha sonra gelişen edebiyat akımları içerisinde, okuduğunun bir hikaye olduğunu ve bunun bir yazar tarafından yazıldığını açıkça okurun yüzüne çarpan anlayış, postmodern bir anlatı yöntemi olarak kullanılagelmiştir.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nden Kundera’nın felsefi fikirlerini çıkarırsak eğer geriye Tomas, Tereza, Sabina, Franz, Karenin (suratı Anna Karenina’nın kocasını andırdığı için köpeklerine verdikleri isim) ve bu karakterlerin sıkıcı, sıkıcı olduğu kadar aşkı ve cinselliği bol hayatından başka hiçbir şey kalmaz fakat bunu da bir Descartes eleştirisi olarak okuyabiliriz çünkü her şeyi akıldan ibaret düşüncenin karşısına aşk ve cinsellik gibi hisleri çıkartır Kundera ve romanın içine bir mahkeme kurarak Descartes’i yargılar adeta.

16

Dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta da kitabın arka planında süre gelen, Çekoslovakya’nın Komünist Rusya tarafından işgalidir. O dönemde vatanı işgal edilmiş Kundera’nın romanında komünizm idealini yerden yere vurmasının sebebi budur. Bazı değer yargılarının da üzerinde durup onları eleştirmeden geçemez yazar. Mesela tuvalet ihtiyacını gidermek; su içmek, uyumak, yemek yemek gibi hayati bir ihtiyaçtır fakat diğerlerinden farklı olarak buna bir utanma, saklama ihtiyacı duyulmuştur, bu da saçmadır yazara göre.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği yazıldıktan yaklaşık altı yıl kadar sonra Philip Kaufman tarafından filme de çekilmiş başrollerini Daniel Day Lewis ile Juliette Binoche’un oynadığı unutulmaz bir film çıkmıştır fakat kitabı okuyanlar için gayet tamamlayıcı bir rol oynayan film (kendi adıma kitabı ile bu kadar bire bir uyan bir başka film görmedim) kitabı okumayanlar için bir sonuca bağlanmayan sıkıcı bir film olacaktır.

17

Sayfa 17 yükleniyor…