SALGIN

Tuğçe Tüfenk

Ö:Ömer
B:Berrin
Ç: Çağdaş

Sahne, bir yerden sızan ışık dışında karanlıktır.

Ö: Gel, gel. Bizi burada bulamazlar.
B: Emin misin?
Ö: Neden bana asla güvenmiyorsun? Sen istemiyor muydun salgından kaçmak?
B: Evet de neden AVM deposu? Korunabilecek miyiz burada?
Ö: İlişkimizi kurtarmamızın tek yolu bu. Hem eminim, bulamazlar bizi burada.
B: (Yere oturur.) Ömer, acı çekiyorum.
Ö: (Berrin'in yanına oturur. İyice yaklaşır.) Tatlım, güven bana. Burada korunaklıyız.
B: (Büzülür.) Bu tiyatro derslerinden sonra çok tuhaflaştın sen. (sessizlik) Işığı aç en azından.
Ö: Tamam. Bakalım. Nerede olabilir? (Çarpma sesi işitilir.) Ah!
B: (Zıplar.) N'oldu? (Işık yanar. Sahnenin kalanı kolilerle doludur.)
Ö: Şeye çarptım... ( Fark eder.)

58

B: Ömer bu ne?
Ö: Bebeğim , sakin ol.
B: (Gözlerini kapar.) Ömer hani burada güvendeydik?
Ö: Tamam Berrin, sakin ol. Kapalılar bak. Yalnızca üst üste koliler onlar, öyle düşün.
B: Ömer yeter! "Kaçabiliriz." demiştin. "Ben bir yer biliyorum." dedin. "Gideceğiz ve onlar bizi bulamayacaklar, salgından korunacağız." dedin.
Ö: Berrin, inanman lazım bana! İlişkimizi kurtarmak istemiyor musun? Tek yolu bu. Anlamaya çalış artık. Kapandı bütün yollar. Koskoca şehirde kaçabileceğimiz tek yer bir AVM deposu. Çünkü her yer AVM! Eskiden , ( duygulanır) sığınabileceğimiz otoparklar vardı. Onları da AVM'ye çevirdiler! Her metrekare alanda birbirimizi harcamayı, kullanmayı öğrenmemiz için. Hayatımızda hiçbir şeyin sürekliliği kalmadı. Hep yenisini edindik. Hep yenisini! Dışarda her şey teşhir malı! Ne bakıyorsun? Ne bakıyorsun ha? Seni de ben bir yaz günü, son moda eskarpinlerinle pahalı kıyafetler içinde bulmamış mıydım? Makyaj desen o biçim. Güzelliğini kendimle özdeşleştirip ne çok sevmiştim. Öyle ani! Ne biçim! "Sana aşık oldum." dediğimde ben, aşkın yazın olunan bir şeye denk geldiğini, dinlediğim şarkılardan öğrendim de sana geldim. Beni beğendin. Neden Berrin? Çok mu yakışıklıydım?
B: Sana bakarken standart ölçülere takıldım mı sanıyorsun? Yakışıklılık değil; sempatiktin. Okumayı çok seviyordun. Gözlüklerin falan. Bir karizman var yani.

59

Ö: Ya sen bunları nerden öğrendin Berrin? Bunlar kimin standartları? (Taklit eder.) "" Yakışıklı değil ama çok sempatik." Bense, biz çirkin adamlara karizmatiklik hakkı bahşettiğiniz için çok ama çok teşekkür ederim.
B: Öyle değil. Bir kadına nasıl yaklaşman gerektiğini biliyordun.
Ö: Hafifçe gülümse. Sonra çiçek al. Hediye al. Tek taş al. Yemeğe çıkar. Sinemaya götür, ama bunun için sinema bileti al. Topukluyla yürüyemez, taksiye bin. Dur, daha iyisi araba al. Bu ucuz görünümlü, pahalısını al. Bu kazağın deseni geçen sene giyince güzel gözüküyordu. O yüzden lütfen aynı desenin aşağı bakanını al. Ama her şeyi al. Günü gelince kızı bile al. Anasından babasından al. Senin bekaretin bile alınan bir şey oldu. Yani biz buna 'alanların ilişkisi' diyebiliriz. Yaşanacak alanlara sahip olmadan, sahip olmak için alanların ilişkisi. Bana bir şey ver. Karşılığında benden bir şey al. Ya da kavga edersek, biraz para ver, ona bir elbise al. Nasıl kurtaracağız Berrin bu ilişkiyi?
B: Doğru. Alıp vermek dışında birbirimizle ilişkimiz olmadı.
Ö: Bunun için bana güvenmiyor olabilir misin?
B: Evet. Belki de. Her şey değişir. Her şey değiştirilebilir. Sen bile.
Ç: “Dünyada değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” demiş eski bir filozof.
Ö: Sen kimsin?

60

Ç: Ben buraya filozofların çağrısıyla geldim. Onlar ki beni kurulu bir dünyanın afaki düzeninden; iç sesimle birleşmeye, özüme dönüp maneviyatla beslenmeye yani dünyasal zevkten uzak olan bu yere davet ettiler.
Ö: He, derviş misali.
Ç: Haşa! “Ne kadar uzun ve sık düşündüysem şu iki şey hep derin bir huşu ve hayranlıkla doldurmuştur ruhumu: üzerimdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası. Yukarıda ve içimde bir Tanrı olduğunun kanıtıdır bunlar.” der bir diğeri.
Ö: Bunları diyenler, ormanlara, yaylalara vururlar kendilerini.
Ç: Sen izlenimlerin esiri olmuşsun evlat. O zamanlar tabi ormanlar varmış. Şimdi postmodern dönemin aşırı kentleşmiş çağındayız. Bu dönemin seyyahlarının, AVM depolarında felsefe yaptıkları konuşulacak yüzyıl kadar sonra.
B: Ömer, her neyse. Hadi gidelim burdan.
Ç: Evet. Gitmeniz lazım.
Ö: Nasıl yani?
Ç: Gitmeniz lazım. Çünkü ben bu depoda inzivaya çekileceğim. Yalnız olmam gerekiyor.
Ö: Bizim de ilişkimizi kurtarmamız lazım. Dışarısı salgından kırılıyor.
Ç: Pekala başka bir depo bulabilirsiniz.
Ö: Olmaz. Bir kez daha dışarı çıkamayız. Toparlanmamız mümkün olmaz.

61

B: Ömer gel bence de başka bir yer bulabiliriz.
Ö: Berrin, buradaki kolilere bile dayanamadın. Göz göre göre senin elimden kayıp gitmeni izleyemem. Üstelik gelebileceğimiz en güvenli yer, bu depo.
B: Başka bir AVM deposu bulabiliriz.
Ö: Hani AVM deposunda saklanmak istemiyordun?
B: Ömer başka çaremiz yok diyen sensin.
Ç: ‘Çare’ temalı bir Ömer Hayyam dörtlüğü biliyordum. Ama şu an hatırlayamadım. Siz ikiniz de alışveriş salgınından kaçtınız öyle değil mi? Sağlıklı bir çift olarak yaşamak istiyorsunuz. Ama sağlıklı çift olmanın salgından kaçmak dışında da bedelleri var. Ödediniz mi?
B: Yeterince şey ödedik bence.
Ö: Daha fazlasını ödemeden burda korunacağız.
Ç: İyi fikir. İçi ürün dolu koliler de size ‘nefis’ ve ‘irade’yi öğretir. Böylesi iyi olmuş.
Ö: Sağ ol. (gülümser)
B: Sağ olun.
Ç: Çok saygı duydum. Ama gitmeniz lazım. Burası benim yerim.
B: Senin mi yerin? AVM deposu?
Ç: İnzivaya çekilmeye geldim. Ruhani yüksekliğe, kendimi tüketimden men ederek ulaşacağım.
B: Ne yani bu yüzden sen mi hak ediyorsun bu deponun sahipliğini?

62

Ö: Kusura bakmayın ama önce biz geldik. Dolayısıyla burası bizim sığınağımız. Biz ise paylaşıp paylaşmamayı konu bile etmedik dikkat ettiyseniz. Kibar insanlarız yani. Ama burası birininse, bizim. O kısmı yanlış anlamayalım.
Ç: Çocuklar bakın. Bilmediğiniz şu ki…
B: Neyi bilmiyoruz ya? Bizim ilişkimizi kurtarma çabamız, senin içsel yolculuğundan daha mı az kutsal?
Ö: Hah, çok güzel dedin. (Birbirlerine gülümserler.)
Ç: (Sahnenin önüne doğru yavaş adımlarla ve derin şeyler düşünen ifadesiyle yürür ve yere çömelir.) Uzun, uzun yıllar önceydi. Fransız kolejlerinde okumuş, özel hocalar vasıtasıyle çok iyi bir üniversitede işletme bölümü kazanmıştım. Hayatım boyunca tek bir şey öğretilmiştim. “Kâr, kâr, kâr.” 9 yaşımda, yazlıkta o ufacık, şehla bakışlı, Çinli kıza aşık olduğumda babama, “Çince öğrenmek istiyorum.” demiştim. Ve babam, “Öğren ama benim bundan kârım ne?” demişti. Para üstü 10 kuruşlar yerine sakız aldığımda, “Bunca sakızı tüketip ne kazanacağız?” diyen babam, ben sakızları Çinli kıza verince hepsini kaybetmişim gibi davranmış, “Malına sahip çıkmıyorsun!” diye kızmıştı. Ben de kızmıştım. Kızdan bir kârım yoktu. 9 yaşında, Türkiye’ye tatile gelmiş Çinli bir kızdan beklentim olamazdı. Yine de Çince öğrenemeyip –çünkü yeterince kârlı değildi- kızla konuşamadığıma kızmıştım. Sonradan babama kızmamaya başladım. Hayat böyle bir şeydi. Kazanmamız gerekiyordu. Ve babam haklıydı. Yıpranmamam için “ne kâr ederim”i düşünmeliydim.

63

Çince bir işime yaramıyordu. Zaten kız da Japondu. Adını soyadını ezberlemiştim, ordan biliyorum. Yıllar sonra öğrendim gerçeği.
Ö: Bu bayağı etkileyiciymiş. Çok hassas bir konu.
Ç: Gerçekten hassas. Japonca işime yarıyordu çünkü. Babam beni kursa zorla göndermişti üstelik. O derece yarıyordu yani.
B: Babanız kim? Nasıl biri yani? Mesleği ne?
Ç: Şu anda rahmetli, ruhunun gittiği yerde ne yapıyor bilmem. Doğu inanışına göre ruhu doğaya çoktan karıştı.
Ö: Rahmetli olmadan önce?
Ç: A, evet. Bu AVM’nin sahibiydi. İş adamı yani.
Ö: Oha.
B: Yani burası sizin.
Ç: Evet. Söyledim ya. “Benim.” dedim. Hem ilk başta benim de hoşuma gitmişti. Patronluk vasfın oluyor. “ Sen şunu yap, sen şunu, sen şunu. Satış çok az. Neden böyle?” Janti giyimler. Pahalı yemekler. Uzun bacaklı, bakımlı ve seksi kadınlar. Biliyor musunuz? Seksi bana sattılar. Hiçbir kadınla biraraya gelip üretim ilişkisi içine giremedik. Hep beğendim, aldım. Beğendirdiler, verdiler. Bazen duygulu bir seks mümkün mü diye düşünürdüm. Yani kendimi aşar mıyım acaba falan? Erkeklerle de denedim. Gel gelelim, seksle üretilecek tek somut şeyin çocuk olduğuna karar verdiğimden kadınlarla devam ettim.
B: Yani evlendin.
Ç: Evet, zamanı gelmişti.
Ö: Neyin zamanı?

64

Ç: Üretimin. Bunun benim için artık kârlı olacağına karar vermiştim. Masrafı çok falan ama düzenli aile ilişkisi pek çok başka masrafın da yok olması demektir.
B: İyi kâr elde ettin mi?
Ç: Oraları geçelim. Nafaka, çocuğun ekstra masrafları, benimle çocuk bile üretmeyen sevgililer, başarılı ama yoğun bir iş hayatı, gülen suratlar, kibar insanlar. Bittikçe yenisi alınan depresyon haplarım. Uzatmıyorum. Depresyonda yaşamak istemiyorum. Kendimi tüketmekten yoruldum. İç dünyama döndüm. İnzivaya çekilmeye karar verdim.
Ö: Bence burada birlikte yaşayabiliriz.
Ç: Olmaz. Benim bir an önce depresyondan çıkmam gerek.
Ö: Şu kolilerin arkasında durur ve hiç ses çıkarmayız.
B: Ama doğru söylüyor. Depresyon kârlı bir şey değil.
Ö: Berrin!
B: İlişkimizin kurtulacağına hiç inanmadım zaten.
Ö: Nasıl söylersin bunu?
B: Ömer sen istersen kal. Ama ben gidiyorum. Bu akşam en sevdiğim dizi vardı ve kaçırırsam…
Ö: Ne olur?
B: Bütün haftam kötü geçer! Biliyorsun bunun böyle olduğunu. 2 senedir öğrenemedin. (Sahneden çıkar.)
Ç: Tamam mıyız?
Ö: Hocam size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.
Ç: Önemli değil. Eskidendi öyle konuşup, tanışıp, ayrılmak. Yine o, şanslı. Kaliteli bir ayrılık oyunu düzenledik onun için.

65

Ö: Hocam, gerçekten çok teşekkürler. Başka türlü bir ayrılığın beni mutlu etmesi zaten mümkün değildi. 2 yıldır... Biliyorsunuz işte anlattım...Ama şimdi ne kadar iyi hissediyorum.
Ç: Ne demek evlat. Tiyatro bunun için var. Ufaktan gidelim biz de. Berrin uzaklaşmıştır çoktan.
Ö: (Doğrulmasına yardım eder.) Tamam hocam. Gidelim.
Ç: Akşama maç var. Kaçırmayalım. Bahis oynadık o kadar.
Ö: (Çıkarlarken) Yatırdınız mı kuponları? Kime verdiniz?
Ç: Milan-Madrid berabere. Chelsea alır dedim. Bütün iddia dergilerini taradım. Chelsea banko.
Ö: Kârlı bir iş yani.
Ç: (Güler) Kârlı, kârlı.

66