Kim demiş yazmak istiyorum diye?
İstemiyorum, dedim. İstemiyorum. Yazmak istemiyorum. Bir şeyler dökülmesin, akıp gitmesin. Tıkanıp kalsınlar içeride bir yerlerde. Neresi olduğu umurumda değil. Çıkamasınlar sadece. Görmezden gelmeye çalışıyorum, başka şekillerle karşıma çıkıyorlar her seferinde.
Yoruyor, direnmeye çalışmak, bir yerlerde bir şeyler kovalamak. Anımsıyorum, bir zamanlar güzel cümlelerim vardı benim. Şimdi ise bir arayış içerisindeyim. Cümleler artık ağzıma yakışmıyor. Gibi geliyor. Gitmek, gitmek; diye bir çember kurdum, dönüp duruyor. Sessizlik arıyorum. Çok gürültü oluyor, insanın kendini reddettiği yerlerde. Sesler yoruyor; ama öğrendim. Onların içerisinde nasıl yalnız kalınır, nasıl durulur. Ses, insan, gürültü, hava, o, bu, şu; etkilemiyor artık, diyordum. Tekrar bedenim çizikler içinde kaldı.
Kelimeleri seçemiyorum. İğreti duruyorlar karşımda. Yakışmıyorlar, ne kâğıtlara, ne de bana. Tüm imla kuralları çöpe girmiş sanki. Kafamın içerisinde, sözcükler, noktalar,
virgüller. Atlamışlar, biraz sonra benim de kendimi başında bulacağım uçurumdan. Sessizce. Onlar da başarmış, onlar da yapmış. Sessizliği bulabilmişler ya da sakin bir melodinin arkasına takılıp gitmişler. Öyle olmuyor mu tüm bunların hepsi zaten? Takılıp gidiliyor. Çember dönüyor. Tüm bu yazılanlar tek bir hareketle siliniyor. O an, dünya daha güzel bir yer oluyor. Aslolan. Gerçek. O kadar basit ki, bana göre. İnsanların içerisinde geçip gidiyor hayat. Ne sen, ne ben, ne de bir başkası. Hiçbir önemi yok. Olay, o an orada olmak ya da olmamak arasında. Sen, ben ya da bir başkası.