Adını bilmediğim bi gündü
Uyanmış mıydım bilmiyordum
Beynimin içindeki örümcek uyanmıştı ama
Biliyordum
Kafatasımın tam arkasında
Dokunamadığım yerlerinde yaşayan bi örümcek.
Hayır şairlik peşinde değilim.
Hakikaten yaşayan bir örümcekten bahsediyorum
8 bacaklı, 6 gözlü, kara, tüylü bi örümcek
Tarifsiz sesiyle uyanmıştı
Bi sigara çıkardım paketten
O, sevdiğim kadınları saydı biçimsiz.
Uzandı sağ kulağımdan, sigaramı yaktı
Sonra o biçimsiz duyularıyla dokundu o kadınlara.
Ben yalnız bi adamdım,
Bu kadınlar nerden çıktı?
Gölgeme baktım
Gölgem bana benzemiyordu.
Kaybolmuştum Karaköy’de, Prizren’de,
belki Babil’in asma yapraklı bahçelerinde,
Ben kayıp ruhlu bi adamdım
Mahşer günündesin deseler inanacaktım
Öyle kalabalıktım
Öyle yalnızdım.
Günahkârdım
Ben daha 13 yaşında bir çocuktum
Günahsızdım
Tanrı bu işin içinden nasıl çıkacaktı?
Meraklıydım.
Sevdiğim kadınların eteklerinden adamlar topladım
Bi dönem ömrümce görevim bu sanmaktaydım
-Vazgeç dedi örümcek
Ben onu gözyaşlarımda boğabilirim sandım
Yanıldım.
Kuruduğunda beynimin içi alkolün kurak kuvvetlerinden
Dünyanın en güzel dizesini yazdım o adını bilmediğim günde
Sen, okumayı unutmuştun
Tarifsiz kadınlar düştü dudaklarıma
Her birinin adı başka, her biri benim küçük şeytanım.
Onlar düştükçe dudaklarıma
Siyaha döndü kanım
Bugün görseniz beni
Hâlâ kırmızıdır dudaklarım.
Sayfa 22 yükleniyor…
Mazgallarda biriken suydum
Basıldıkça dağıldım
Kanalizasyonlara karıştım
Üstüm başım pislik içinde
Havaya karıştım
Felakete dönüştüm
Gri bi kente yağdım.
Rengi yoktu kentin
Neon ışıklarla pavyona dönüşmüş bi kente yağdım.
Kesecek bi bileğim kalmadı
Cıva yutacak bir ağızım
Oksijen enjekte edecek bi damarım yoktu.
Bugünkü aklım olsa
Kendimi Galata’dan özgürlüğe uğurlardım.