17 17 17

Semih Bozkurt

semih

Funda Yaramış

Yürürken sokaklarda süzülen kadınlar hep ziyan gibi gelirdi. Ya çirkinlerdi ve oksijen ziyan ediyorlardı ya da güzellerdi ve rüyalarımı süslemekle yetiniyorlardı.

***

Gezegenlerin ahenkle hareketi müstesna bir meseleydi. Bir aynaya soru işaretini dik inerseniz ne olurdu? İşte insanın

7

Sayfa 7 yükleniyor…

ruh ikizini bulması için yolda yürüyen bir ayna ya da eş zamanlı bir soru işareti bulması gerekliydi. Eş zamanlı soru işaretleri mütevazi bir yol izlerse kalple iz düşerdi. İz düşüm güzelse bile zamansal ziyana maruz kalırdı. O halde sokakta yürürken keşfettiğim her gözü, saçı, dudakları hatta ince ayak bileklerini –halhallı ince ayak bileklerini bile- bağımsız bırakmalıydım. Evet, onlara bağlanmamam paralel bağlamda onları da bağımsız kılardı.

***

Soluksuz. 3’ü 17 geçiyordum.

***

Bir gece daha rüyamda en güzel kadınları beceriyordum ve sabah kalktığımda hiçbiri yoktular. Saçlarımın sarısı, siyah bir boyutun kapısından bakmaya cüret ettiğimde büyülenirdi. Böyle zamanlarda aynaya bakmaktan korkar, kendimi tarafsız ilan ettiğim savaşlarda bulurdum. Bir savaşa tarafsız, onu durdurabilmek için dâhil olmak, bizi hangi tarafa düşman yapardı?

***

Üstelik sabah otobüsüne bindiğim şoförün; poğaçasını aldığım simitçinin; rock barlarında bira içerek varoluş mücadelesi veren eski sevgilimin bile, olmadığım varlıklarında neler yaptıklarını düşünerek çıldırmaktan kendimi alıkoyamazken bir de ince ayak bilekli bu güzel kadınların

8

bilinçaltımı işgal etmelerine tahammül edemiyordum.

***

Tanıksız. 3’ü 17 geçiyordum.

***

Aynaya bakacak yüz bulamıyordum. Güzel değildim. Üstelik kalbimi de ateşe emanet etmiştim. Ne yapayım, harekete ihtiyacım vardı. İnsanın kalbini kaybetmesi, zamanını da yitirmesiydi. Kapı önünde, renkler karşısında midem bulanıyordu. Avucuma aldığım tebeşirle kendime bir galaksi çizsem, şatomun hangi kapısı bana güzelliğimi getirebilirdi?

***

Ben bakmıyordum, onlar iz düşüyordu. Yanlış anlaşılmasın. Feminizm doğal seleksiyonla da pekâlâ sevişebilirdi. Bağımsızlık, tavırsız kalabilme özgürlüğüne de denirdi. Ay bir gün yörüngesinden sapabilir ama dönmekten vazgeçerek de bağımsızlaşabilirdi. Hatırımda, geçmişimin yelkenlilerine rüzgârlar üfüren kadınlar da böyleydi. Onlara bağlanmamam onları bağlamsız kılardı, bu bağımsızlığın yanı sıra pekâlâ bana gelebilir ve beni hemen bir sonraki limana bakan evlerine davet edebilirlerdi. İki gezegen arası çekim kuvvetinden boşaltım doğardı.

***

Bakımsız. 3’ü 17 geçiyordum.

9

***

Zamanım olmadığı için vaktim çoktu. Tarafsız da olsam, savaşmak beni dönüştürüyordu. Kartal gibi savaşıyorsam, kartala dönüşüyordum. İnsan gibi savaştığımdaysa savaştan korkuyordum. Dönüşüm, siyah boyuttaydı. Artık dönüşümümün de farkına varamıyordum. Calcifer mı kalbimi ısıtıyordu yoksa kalbim mi onu yakıyordu? Bağlamsızlığa ihtiyacım vardı. Ama hangi kapıdan kaçacaktım?

***

Ama böyle olmamalıydı. Çekim kuvveti beni bağımsızlığımdan alıkoyardı. İze düşürürdü, peşi sıra sürüklerdi. Belki de bu korkunç bir gerçeklik değildi; çünkü vücut eklemlerden, ruh ikilemlerden güç alırdı. Üstelik kulağıma çalınan o sıcak kahkasındaki müzik de güçlüydü, ben de sadece müzik dinleyerek tüyleri diken diken olan insanlardandım. Peki, sesin mi dili vardı, yoksa dilin mi sesi?

***

Ölümsüz. 3’ü 17 geçiyordum.

***

Kollarım kurudu, kanatlarım rüzgarlı. Güzelliğim kurudu, gözlerim yaşlı. Yüreğim kurudu, kalbim telaşlı. Calcifer gücünü kaybediyordu ve hareket etmek anlamsızlaşıyordu. Çirkinleşiyordum. Üstelik güzelleşemiyordum da. Gücüm

10

tükenmek üzereydi. Karanlık, ışığın arasından süzüldü. Bir ayna, kapısını aralamıştı. Siyah değildi, yeşil değildi. Sarı hatta mavi de değildi. Artık çarem kalmamıştı. Aynaya bağlanmak zorundaydım. Ama nereye çıkacaktım?

***

İkilemimin arasında dokuduğum mekik beni ısıtmıştı. Hayır, bu kez vazgeçmeyecektim. Gözü, saçı, dudakları ve hatta ince ayak bileklerini bile görmezden gelebilirdim. Ama bu davetkâr gülüş karşısında soru işaretlerime, beynimin içinde hakimiyet kuramıyordum. En azından bir tavır, bir bakış, bir oluş olmalıydılar. İlk durakta inecektim. Ama nereye çıkacaktım?

***

Hatırsız. 3’ü 17 geçiyordum.

***

İçine daldığım aynanın karanlığı, beni bir limana sürükledi. Bazen kaybettiğim şeyleri bulmak için önce dönüp bir kendime bakmam gerekirdi, bazense her dönüşümde arkamda bıraktığım o koskoca dünyanın tam karşısına. Güzelliğimi yeniden buldum ve bu ayna karşısındaki büyüleyici keşif, okyanusların derinliğini bile kıskandırırdı. Kalbim atmaya başladı, zamanım azalmaya. Calcifer özgürdü. Saat 3’ü 17 geçiyordu.

İlk limanda indim. Trenler hareketsizdi ama

11

hatıralarımda vardı. Zaten asıl problemim buydu. Kadınlarımın hatırları vardı. Olsundu, bir bağlamdan fazlaca cümle yaratmak virgülehakaretti. Hiç konuşmadık. Gözlerimi kapadım ve onu uzun uzun öptüm. Saat 3’ü 17 geçiyordu.

Güzellik, bağlama paralel. Yürek kalırsa, ateş yanar bitmez iz düşümler. Biri güzelliği, öteki güzeli izler. Bendense silinmez yangınların bıraktığı izler.

Kaygılı. 3.17’yi, geçemiyordum.

12