Morpheus'un Günlüğü

Pınar İmge Durukan

 

 

Nyks tüm ihtişamıyla yeryüzünü kucaklıyordu, tabi ki tanrıların dünyasını da. Parıldayan yıldızlar serpiştirilmiş siyah kadife bir örtüyü anımsatıyordu gece. Eos’un eserleri gecenin karanlığında insanları gözlüyordu. Yıldızlar, karanlığın ürkütücü geldiği her nefes alan canlıyı ihtiyaç duyacakları kadar güven duygusuyla sarıyordu. Helios’un her gidişinde olduğu gibi.

Annesinin sıcaklığını hisseden her çocuk gibi sevinçle doğruldu o gece Morpheus, onun sırası gelmişti. Yaşayanların dünyası, tanrıların oyunlarının düzenlenmiş olmasına alışıktı. Güneşle uyanan insanoğlu yorgunken girdiği yatağında kendisiyle baş başa kalırdı. Benliğine doğru yaptığı yolculuklara da Morpheus eşlik ederdi. Tatlı bir uykuyu, tatlı bir rüya ile süslerdi. Birçok kişi ertesi gün sadece etkisini taşırdı rüyanın, kimileri ise hiçbir zaman çıkamazdı o büyülü yolcuğun etkisinden. Ben, sanırım, onlardan biriydim. Her sabah uyandığımda ilk işim rüyalarımı yazmak olurdu bir deftere. Bu defter benim için önemliydi. Küçük tanrı için de farklı bir şeydi. Birçokları unuturken zamanla onun eserlerini, ben yazardım. Onunla dostluğumuz bu şekilde

15

başlamıştı, ilgisini çekmeyi başarmıştım. Geceleri yaptığımız küçük gezintilerdeki sohbetlerimiz sayesinde, bulunduğum durum cevaplarıma kavuştuktan sonra beni o kadar şaşkınlığa uğratmamıştı. Sonuçta o bir tanrıydı ve istediğini alırdı.

Her gece olduğu gibi yıldızları izlerken uyuyakalmıştım, kim bilir hangi hayallerin peşinde koşturuyordum. Sadece dün gece bana oldukça uzun gelmişti ve buna bir anlam verememiştim. Gözlerimi açmaya çalıştığımda ise sonuç bir boşluktu. Ne bir ışık, ne herhangi bir renk, ne penceremden görünen o muhteşem ağaçlar… Hiçbiri yoktu. Konuşmaya çalıştım, seslenmeye; yardım edebilecek herhangi birini bulabilmek için. Sesim, maddesel bir varlığı olmadan, kafamın içinde dolaşıyordu. Kollarım, bacaklarım… Kalakalmıştım. En kötüsü de sanki hiç yoklarmış gibi hissediyor oluşumdu. Sabah olmuş olmalıydı. Zihnimde Morpheus’un gülüşü yankılanıyordu. Oysa o kendi diyarına gitmiş olmalıydı. Ait olmadığım bir yerdeymiş gibi hissediyordum. Bulutların üstündeymiş; ama öte yandan yerin en dibinde canlılıktan eser olmayan bir yerde kalakalmış gibiydim. Hissedebiliyordum, duyabiliyordum ama karşılık veremiyordum. Ölmüş müydüm acaba? Hatırlamadığım bir zamanda uçuşup duruyor muydum? Belki de gerçekten ölmüştüm ve yer altı dünyasına sürülmüştü ruhum. Hades’in yaratıkları gözlerimi bağlamıştı geri dönememem için. Eğer öyleyse, buna alışmalı mıydım; ya babam? Ne yapardı tek başına o yaşlı adam, ablalarımla birlikte kim bilir ne hale gelmişlerdi

16

şimdi. Annem öldüğünde zaten yeteri kadar üzülmemişler miydi? Onun yanına gidebilmek isterdim; ama görmeden onu bulamazdım ki.

“Merhaba Luna. Sana anlatacak bir hikâyem var ve bence çok hoşuna gidecek. ” Tüm zihnim bir anda durmuştu, içimde bir heyecan kıpırtısı oluşmuştu. Belki bir açıklama beklediğim için belki de sesimin çıkmıyor olmasından kaynaklanmıştı tepkisizliğim. “Merak ediyorsun değil mi?” Bu çocuksu ses bana tanıdık geliyordu, konuşmasını istiyordum. Zihnimde akıp geçiyordu sorular: Nerdeyim ben, ne oldu, neden hareket edemiyorum? Bir şekilde karşımdaki kişinin beni anladığını hissedebiliyordum.

“Benim, Morpheus. Sana bir açıklama yapacağım ama önce yazmaya başlamalıyım. Sen bundan sonra benimle kalacaksın, seninki gibi bir günlüğüm var artık benimde.” Yazmak mı, diye geçirdim içimden. Küçük tanrının gülümsediğini kafamda canlandırabiliyordum. Her çocuk gibi yaptığı şey karşısında duyduğu haz, muzırca gülümsemesine sebep oluyordu. Üzerimde gezinen bir şeyler hissediyordum, açılan sayfa sesi gibi bir ses duydum sandım. Dikkat kesilmiştim tüm olanlara. Tüm yolculuklarımda yanımda olacaksın insan arkadaşım ve ben hepsini sana anlatacağım, buraya yazacağım. Sen artık benim küçük, güzel günlüğümsün. Böylece beraber zaman geçirebileceğiz. Bir insan olduğun için burada konuşmana izin veremem ama seni duyabilirim. Seni buraya insan halinle getiremezdim, aklıma gelen en iyi fikir buydu: Seni bir

17

günlüğe çevirmek. Sen düşünebilen ve konuşabilen bir eşya olacaksın, böylece biz hep arkadaş kalacağız. Sadece tek bir şey var: Ailen. Onlar da zamanla aklında çıkacaktır. Siz bir ömrün yarısına gelmişken burada dakikalar geçer.” Ne denilebilirdi ki. Artık kendim için bir hayattan söz edilebilir miydim bilmiyordum ama düştükten sonra hiçbir uçurumdan zamanı geri alıp çıkamazdınız. Hele ki bir tanrının eline düştüyseniz.

“İlk yolculuğuna hazır mısın? Hadi gidelim. Bu bizim en büyük maceramız, senin için de en büyük hikaye olacak; Eos’un atlarının sesini duyana kadar sürecek olan.”

18