Özgür yaşar Yilo,
Özgür yaşar tüm pulkanatlı paparuşkalar.
Yengeç kıskaçlarına benzeyen,
Ve öyle kırmızı,
Öyle tüylü ayaklarıyla…
Zemin çünkü ,
Zemin çünkü mücevherlerini tattırmak ister,
Mücevherlerini…
Zemin tırnaklarında,
Sayısız ,
Yanağından makas alınmamış,
Ve hiç dört yapraklı yoncalar gibi –yine- yanağından öpülmemiş,
Ve elma şekerleriyle rüzgargüllerinin birleştiği sevdaları tanımamış,
Cılız,sessiz,tane tane ama öyle güzel
Öyle aydınlık,
Çocuklar bırakandır.
Tadını alabilen,geriye kalanları aniden gelen bir
Siyatik ağrının titrek elleriyle uyandırır.
Bilir misin,
Genç dalları zayıf, yalancı ve gümüşi
Akasyalardır bazı çarşaflar,
Ve bazı rüyaların gözleri ki damarlarında muhteşem masallar saklı
Yapraklar olan,
Zürafalara benzer.
Sen Yilo,
Kılçıklı suların yıkadığı defterlerden koparılan bir sayfa,
Aşığını kaybetmiş bir denizatı iskeletisin ,
Artık anla.
Yine de,
Küskün kalma muhabbet kuşlarına,
Bakarken yerküre suratına seni
Tek hamlede yutacakmışcasına..
Aynı yosunlu karında,
Tek yumurta ikiziydi,
An ve Enlil,
Yilo seni ancak uzaklar rutubetlendirir.
Bileklerimin bağını kördüğümlerinle bağla,
Ve git pulkanatlı paparuşkaların ayaklarını ,
Hissetmediği o çalılığa !
O zeytin ağaçlarına, turuncu kucaklara, ışığa !
Karanlıktan yakınan herkes gibi…
Yahut bazı ışıklar hükmeder aydınlığa,
Paparuşkaların üzerine yapıştığı.
Üzerine yapıştığı kırık bir kol gibi ,
Bir kahverengi pul gibi,
Ya da çivit mavisi,
Sende sussun bundan böyle,yılankavi sesi
Kelimelerimin..Sessizliğine,
Tepki siz ve zeminle.
Açho Devlesa !