Bir çatının tepesindeyim. Sonunda yıllardır istediğini başarmış, ben de bir çatının tepesine çıkabilmişim. Bütün İstanbul ayaklarımın altında. Saat 21.16. Bir Perşembe gecesi. Aşağıdan geçen beyaz, gri, siyah, kırmızı, mavi arabaları izliyorum. Karşıdan karşıya geçmeye çalışan kadınlar; köşede son kalan üç beş simidini gece kulübünden içebileceği tüm içkileri içerek çıkmış, midesi bulanan, ayakta zor duran gençlere satmaya çalışan bir simitçi amca ve karşısında yeşil, sarı, kırmızı, yeşil, sarı, kırmızı yineleyen, her gece bu saatlerde o yoldan geçen Müdür Suat’ı çok iyi tanıyan bir trafik ışığı direği. Onlar benim onları izlediğimden habersiz. Ben, duruyorum.
Sonra kafamı kaldırıyorum, bu aydınlık geceye eşlik eden gökyüzüne bakıyorum. Yıldızları arıyorum. Birkaç görüyorum.Öyle Büyükayı, Küçükayı bulamıyorum. Ay hilal. Gökyüzünü seyrediyorum, bulutları içime çekiyorum, duruyorum.
Fark etmeden kafamı eğmişim. Ne gökyüzüne ne de aşağıya bakıyorum. Bir boşluğa… Bakıyorum. Boşluğu görmüyorum. Rahatsız oluyorum. Kafamın içinde düşünceler, dürtüyor beni. İşte o an artık durmuyorum. Kendimi frenleyerek önlerine geçtiğim düşüncelerim artık durmama izin vermiyor. Dururken şöyle bir göz attığım düşüncelerimin ayrıntılarını incelemeye başlıyorum. Ne çok düşünmüşüm, şaşıyorum. Gelişi güzel bildiğim düşüncelerimin detaylarını fark edince başka birinin düşünceleri kadar uzak geliyorlar bana. İçlerinden yıllar önce söylemem gereken veda sözleri çıktı, tek düzeleşmelerinden korktuğum sahaflarla ilgili düşüncelerim varmış, Taksim mi Beyoğlu mu çatışmalarım. Hepsine bayram ziyaretlerinde dinlemek istemediğim akraba muhabbetleri muamelesi yapmışım. Yazık.
E yazık değil. Madem artık durmuyorum. Madem artık bir bekleyişe yaklaşıyorum, gerçekleşmelerine izin vermediğim düşüncelerimin ayrıntılarında kaybolabilirim. Bekleyişim onların gerçekleşmesi için olabilir. Hatta… Oldu. Hepsini telafi edemem belki dururken yitirdiklerimin ama yenileriyle karşılayabilirim. Söylemem gereken veda sözleri yerine, yeni, çok güçlü merhabalar koyabilirim. Sahaflara gidip farklı kitaplarla doldurun her biriniz buraları, her sahafta farklı hissetmek istiyorum, hepsi farklı koksun,“beni anlayın” diye haykırabilirim. Beyoğlu başka Taksim başka! Karıştırmayın artık, durmayın, siz de fark edin diyebilirim.
Sayfa 28 yükleniyor…
Parkların ortasında oturup gençlere, yaşlılara, sevgililere, bekleyişi ve duruşu anlatabilirim. Beraber bekleriz sonar baharın gelişini, beraber karşılarız yazı. Ve ben tüm bunları yaptıktan sonra o çatıdan bekleyen bir “ben” olarak inerim. Arkamda çatıya çıkardığım çok sayıda bekleyişe yaklaşacak insan bırakır, yaşlı simitçi amcamdan ayık kafayla duruştan uzaklaşmaya çalışanların beni izlediğini bilmeyerek bir simit alır, ardından kırmızı ışıkta karşıya geçerim.