Rüya Anlatısı

Pınar İmge Durukan

 

 

Kırklı yaşlarımın sonundayım, hayat bir parça zor, bir parça hüzün, küçük bir parça da kendi gibi yaklaşıyor bana. Zaman kum tanelerine, alınan nefeslere, bırakılan umutlara meydan okuyor. Gözler, önündekini görmeyi reddediyor. Herkes daha fazlasını istiyor. Ya da istemiyor. Ben istiyorum. Daha derin sular, daha yüksek dağlar, daha yeşil ağaçlar görmek istiyorum; daha yüksek binalar buluyorum. En üstlerine çıkıyor, aşağıya bakıyorum. Koca bir karmaşa, şehir havası, niteleyecek bir kelime bulamadığım gökyüzü karşımda.

Gökyüzü bir örtü. Bu kadife değil, sert, acıtan ama ulaşamadığın bir şey. Gökyüzü ürkütücü, boğuyor. Uzak gözüküyor, çok uzak; ama biraz uzansan dokunursun gibi. Her şey bir yanılsama ise, bu belki de ilk adımı ya da en büyüğü. Enlere takıntılıyım. Herkes, bir o kadar da kendim kadar. Zamanın hızla geçmesini istesem, ki böyle bir şeyi istemek büyük bir kaçıklık olurdu, nefes almaktan daha fazlası gelmezdi elimden. Burada olmasını istemediklerim var, geliyorlar, hep gelirler. Ben beklemiyorum. Her küçük zaman dilimini nefret edecek “yeni” bir şeyler bularak harcıyorum, bu bir keşif. Fazlasıyla sıkıcı bir keşif.

15

Dilekler, hayaller, inançlar birer birer “uçuyor”, bir kuş gibi. Kuşlar özgür değil. Bunu biliyorum. Öğrendiğimden beri de hiçbir kırgınlık hissetmiyorum. Kırgınlıklarım daha çok insanlara, en çok da kendime. Biraz saçlarıma, biraz gözlerime… Şaka, şaka. Böyle bir durum söz konusu değil, dün gece bir şey düşündüm ve yeni bir farkındalığım oldu: Bir kurbağa olmak istemezdim. Neyse ki, değilim. Doğa Ana ya da diğer şey, her ne ise, bir de beni bir kurbağa biçiminde yoğurduğu için ekstra öfke görmek zorunda kalmıyor.

Çalan bir şarkı var. Daha önce duymuştum. Birçok şeyi daha önce duydum. Buraya gelmek kolay olmadı belki de, neyse ki unuttum. Unutmamak kötü olurdu. Bana uymaz, kimseye uymaz, herkes unutur. Unutmak ürkütücü, rahatlatıcı ve sıkıcı. Hepimiz çok sıkıcıyız. Hayat da sıkıcı. Neyse ki bazı şeyler var ki sıkıcılığın canımızı sıkmasına izin vermiyor.

Üşüyorum. Bir güneş istiyorum, güneşi özlüyorum. İhtiyaç duyduğum ne ise o an, onun özlemi beni kavrıyor. Sıkıcı. Tepemde duran, kocaman, parlak bir güneş hiç de çekici gelmiyor oysa. Neyse ki hayaller gerçekte olabileceği şekilde olmak zorunda değil, belli bir biçime ve hissiyata girmeleri gerekmiyor. Gerçek özgürlük bu mu? Bir şey olmak zorunda olmamak. Belirli bir anda, belirli bir hissiyatın sınırları içerisinde dolaşmamak. Düz çizginin üzerinde yürümemek, ellerini ve kollarını belirli bir biçimde tutmak zorunda kalmamak. Belirli ve kontrollü adımlar atmamak. Dans

16

özgürlük ise bunca belirginlik içerisinde nasıl var olabiliyor, merak ediyorum. Neyse ki keyifli, en azından benim için.

Bir yerlere gidebilecek olsam nereye giderdim, bunu düşünüyorum. Karşımda sadece kocaman bir güneş olan yolu mu tercih ederdim yoksa kasvetli, etrafı ağaçlarla kaplı bir yolu mu; aynı anda ikisinin de hissiyatı ve kokusu buram buram buraya geliyor. Sanırım pencereden. Hep öyle olur, açık bir pencere buldu mu içeriye sızarlar. İnsanlar bundan rahatsız olduklarına yorulan eylemler içerisine girerler ama o pencere hiç kapatılmaz.

Birçoğumuz hiçbir şey yapmadan, sadece söylenmek için buraya gelmişiz. Düşündüğüm zaman bir yılanın ya da bir kurdun üzerinde ilerlemek hiçbir farklılık içermiyor, oysa insanlar hep atları tercih ediyor. İnsanlar kendilerini güven sınırları içerisine sokuyor, oradan çıkmamak için ellerinden geleni yapıyor, kısıtlandıkları için de söyleniyor.

Kaçık cümlelerimi, neyse ki, kimse okumuyor. Yazıları, işiniz bittikten sonra, çöpe atıp “yok edebilecek” olmanız sizi bir tanrı yapmıyor; ama beni yapıyor. Çünkü bunları ben yazdım.

17