Aylardan Haziran'dı.
Boğuluyorduk.
Güneşin dölleriydik
Ama dayanılacak gibi değildi.
Pul pul olan küllerimiz mi,
Yoksa değişmeye yüz tutmuş
derimiz mi?
Bilmiyorduk.
Tırnaklarımızla kazıyorduk kafamızı,
Yolduğumuz saçların yerine
akıyordu oluk oluk,
beynimizin sağ tarafı.
Kusuyorduk nemli geceleri,
Mide öz suyundaki izleri.
Kelimeler akıyordu ağzımızdaki
kanlı yaradan.
Meğer iltihap tutmuş kalplerimiz
Karmik tözün görünmez silahıymış
Mithyatvanın kör ettiği gözlerimiz.
İki kurşun varmış içinde,
Sonsuz enerji ve sonsuz mutluluk.
Biri sana, biri banaymış sevgilim.
Başka türlü
Madde ve Ruh arasındaki sorunlu
ilişkiyi nasıl açıklayabilirim?
Çamlıca tepesinde bir simurgun
havalanmasını beklemekteydik.
Hızla eriyordu zaman yok ettiklerine
aldırmadan.
Güneşin dölleriydik,
lakin katran karası olmuş zifirden
gölgelerimiz.
Acıyı seviyorduk,
üzerine pul biber döküp
Yiyorduk acıyı.
Yırtıkmışız meğerse.
Hep mi delikmiş ruhumuz
Yoksa sonradan mı delinmiş?
Bilemiyorum.
Lavları ruhlara uzanan volkanik bir
hüsrandı
Tenin ve terin hâkim olduğu gecede
son sevişimiz.
Magmada tek beden olmak teorikti.
Ateşler ve idler içinde kavrulmak
fazla romantik.
Mühim olan rüzgârın esmeyişiydi
değil mi sevgilim?
Bana bunun cezasını fazlasıyla
ödettin.
Zemheri bir İç Anadolu kentiydi
yüreğin
Kuru gerçekliğinde beni
Ellerinle mahvettin.
Sana döndüm.
Gözlerinde sönen feri gördüm.
Geri durdum.
Sordum:
'Doğuştan mı yoksa kullandığın dandik
diş macunundan mı sarardı dişlerin?
Gülüşünün içtenliği bile
gizleyemiyor
Yahut bana eskisi kadar kusursuz
gelmiyor polyesterden düşlerin'
Bittin.
Gömdün gözlerini.
Gittin.
Bir hikâye: Serim, düğüm, çözüm.
Çözüm yokmuş.
Gemici düğümü atmışlar.
Bulun o gemiciyi bana!
Yahut alın elimden
Serimin ıslattığı şu halatları.
Çok geçmeden ya ellerim kanayacak
Ya da ben kaynayacağım.
Aylardan Haziranmış.
Güneşin dölleriymişiz.
Düğüm ya da çözüm değil
Zulümmüş sevdiğimiz.
Boğuluyormuşuz.
Yoksa birbirimizi mi boğazlıyor
muşuz?
Laleli'den dünyaya açılmamış bizim
bindiğimiz tramvay.
Karaköy'de arıza yapmış.
İnmişiz.
Yürümüşüz.
Boşluğa dönmüşüz.
Aslında boşluğa ölmüşüz.
Durmuşuz bir dükkân önünde
Duymuşuz:
'- Abi defoluymuş bu mallar!
- At bi kenara belki bir gün işimize
yarar.'