Türkçe dil bilgisi konularına pek vakıf değilim. Hatta vakıf kelimesindeki 'a' harfinin üzerinde, boynu bükük bir şapka da olabileceğini düşünüyorum. En azından okunuşu biraz alengirli olduğu için koymak gerekir gibi. Fes takmış bir a harfi hayal ediyorum. Evet daha bıyıklı. Kımıldama â, çekiyorum.
Edebiyat öğretmenleri gibi bu konulara duyarlı bir insan olmayı çok isterim. Öğretmen olmak zor bir iş. Aslında her iş zor. Dünyanın en kolay işi şudur diyebilmek için bütün işleri yapmış olmak lazım. En iyi yaptığım iş, çaya şeker atmak. Önce hunharca şeker atıp, sonra da fazla attığımı düşündüğüm için şekeri azaltmaya çalışıyorum. Şekeri azaltmanın bir yolu var aslında: Çayı azaltmak. 'Az karıştır ve sürekli azalt' yöntemine gidilebilir. Yöntemin en önemli kısmı, hiç şüphesiz sürekli azalt.
Sürekli olan her şey, bir sonuca varır. İnsanlar yaşar ve ölür. Sürekli ölürler sonuçta, er ya da geç. Menteş'in de dediği gibi: "Biz erkekler, hayat yolunda koşarken, ip atlayan cici kızlardan birinin ipine takılırız." ve erkenden ölürüz. Acı çekerek ölürüz. Attığımız şey, şeker değil bal olsa bile ölmüşüzdür sonuçta. Bu, ölümlerin en hissedilenidir. Çünkü insan, gerçekten ölürken ne hisseder bilemiyorum. Bu satırı
okuduğuna göre sen de bilmiyorsun ya da bilemiyorsun. Öbür dünyada internet var mı onu da bilemiyorum.
Sınıfa girerken matematiği iyi olan üç tane çocuğu tahtaya kaldırdım. Gerçek bir öğretmen olsaydım bütün sınıfı da kaldırabilirdim ama üç tanesine sözüm geçti. Size bir soru soracağım ve hiçbiriniz çözemeyeceksiniz dedim. “Sor ulan!” der gibi bakıyorlardı. Daha fazla bekletmeden sordum soruyu. Limit: elim çay kaşığına giderken, çaya şeker atma sürekliliğini L'Hospital'le çözün dedim. Çözemediler tabi. Soruyu anlamadı kimse. Bir daha sordum. Yine anlamadılar. Belirsizlik hat safhada. Sıfır bölü sıfırlar havada uçuşuyor. Bölme işleminde üstte kalan sıfır, benim etkisiz yüzüm. Alttaki ise tanımsızlığımın rakama dönüşmüş hali. Belirsizlikler, binaenaleyh kelimesindeki sesli harfler gibi. Kaç tane oldukları bile belirsiz. (Aslında burda Gençlerbirliği'nde oynayan Vleminckx'in ismindeki sessiz harflerin sayısını örnek verecektim ama topçu milleti bu, yarın öbür gün jübilesini yapar daha da top oynamaz; sonra insanlar kim bu diyecekler. Bunun yerine binaenaleyh kelimesini tercih ettim, çünkü bu kelime Süleyman Demirel unutulana kadar bizimle kalır.)
Tahtadaki çocukların 23 Nisan bayramını kutladıktan sonra, otururken insanın neticesini dümdüz yapan sert sıralara gönderdim onları ve yüksek sesle 'Herkes beni iyi dinlesin' dedim. Oturdular ve bütün sınıf bana bakıyordu. Hatta en arka sıradaki öğrenciler bile aralarındaki konuşmayı kesmiş beni
izliyorlardı. Bir süre sessizlik oldu. O süre içinde hepsinin yüzüne sinirli bir halde göz gezdirdim. Derin bir nefes aldım ve hafifçe öne eğildim. Dikkatli bakışlarla beni izleyen sınıfa: "Bugün 23 Nisan. Yani bugün tatil mankafalılar. Boşuna okula gelmişsiniz." dedim ve 'Nanik' yapıp sınıftan çıktım.