Hiç Öpülmeyen Ülke

Mustafa Okan Genç

 

 

 

Son fırtları hep sevdim
Sarı filtrelerden nefret ettim.
Büzüşmüştü filtreler
Büzüşmüştü hayatlar
Ve son bir kez daha düzülmüştü
Yaşam denilen;
İki ucu intihara bağlı gevşeklik
Gerildiğinde intihar!

Battı!
Güneşler battı
Çalındı!
Umutlar çalındı.
Yol üstündeki bütün ütopyalar yıkıldı!

34

İyi şarkı listeleri kadar huzurlu,
Antika radyolar kadar tozlanmış
Yıllanmamış şaraplar kadar ucuz olurdu gecekondular
Bir göz bir oda
Para derdindedir orada
Köşebaşında, sokakta, parkta yahut
Bir tren garının bekleme salonunda
Öylesine ölü, öylesine ruhsuz
Uyurdu apansız.

Ben;
Sobasız evimde rutubet olurdu
O rutubetten ölürdüm
Bir Antoine Roquentin misali
Ölürdüm her gece,
Uyanırdım her sabah
Ve tekrar ölürdüm.

Lokomotifsiz trenler gibi görevsiz
Hayata bakıyorum şimdi.
Güneş doğmadı bir daha!
Üzülüyorum
Güneşe değil
Biten sigaraya.
Onlar da sarı filtreliymiş oysa.
Bunu geç fark ettim
Aslında ben her şeyi geç fark ettim.

35

Tüm bu ıstırapları,
Fark ederek mi hak ettim?
Bilmiyorum.

Dışarı çıkıyorum
Yolda gördüğüm ilk kadından sigara istiyorum
Bir dal veriyor, sağ olsun!
Ama o da sarı filtre.
Hiç bozulmuyorum.
Çıkarıyorum çakmağı,
Yakıyorum sigarayı
İstemeye istemeye içime çekiyorum dumanı.
İstemeye istemeye gülümsüyorum,
Hep yaptığım gibi.
Kaç kere isteyerek güldüm?
Bilmiyorum
Kaç kere?
Saymadım.
Ben hiç saymadım
Saymadığım için mi kozlarımdan battım?
Bilmiyorum.
Bilmediğim için mi yaşamıyorum?
Aslında seni de bilmiyorum.
Yaşamadığım için bilmiyorum
Bir morg sedyesinde
Göğsümün hemen altında
Bir kurşun parçasıyla

36

Öylesine ölü, öylesine ruhsuz
Hayata bakıyorum şimdi.
Üstümü örtüyorlar beyaz bir ikindi vakti
Mavi mi demeliydim yoksa?
Ama bütün ışıklar beyaz
Bilmiyorum.
Şimdi ben düzeni mi sorguluyorum?
Yanıtsız kalıyor bütün sorularım.

Neredesin?
Yanıt yok.
Neredesin?
Yanıt yok.
Beni yine mi duymuyorsun?

Yanıt vermiyorsun,
Öldüğüm için mi?

Aslında tanımıyorum seni
Tanımıyorum sizleri.
Bir kere bile görmedim yüzlerinizi
Öznesi yok bu cümlelerin Buckley!
Yitip gidenleri var,
Kırılanlar camlar
Ölenler canlar
Ve devrim denilen;

37

Bir çay bahçesi hastalığıymış,
Aydınlığı kömür karasında olan bu ülkede.

Hiçbir kaide kendini bozmuyor
Topraktan çıkıp,
Tekrar toprağa giriyor.
Zaten insan nedir ki;
Bir avuç topraktan başka.

Yani demem o ki;
Hiçbir işin sonu
Hiçbir yere varmıyor.
Gökyüzü gibi;
Öylece sürüp gidiyor
Başladığı gibi bitiyor.
Hapsoluyor bir gün içine
Çünkü bir günlük dünya;
Güllük güneşlik,
Ve bizler;
Günlük güneştik
Güldük, güleçtik.
Mezarını kendi kazmış Anadoluyum
Sadece yağmurlarda gülerdi yüzüm!

Sadece mayıslarda gülerdi yüzüm!
Ama artık gülmüyorum.

38

Hem ne olmuş bu yağmurlardan!
Bu yağmurlar bu mayıslar
Başını öne eğme çocuk!
Çıkar kapüşonunu
Belki de bu
Islanacağın son yağmur.

Galiba saçmalıyorum
Bunlar da deli saçması.
Hayır! Durun bir dakika
Ben ölüyüm,
Bunlar da ölü saçması

Ne saçması Efendi!
Ölü sıçması,
Sıçtılar memleketin içine
Öldürdüler yirmisine gelmeden
Hiç öpülmeyen gençleri!

39