Türkiye’de yaygın ve derin bir kavram kargaşası olduğuna dair yaygın ve derin bir kavram kargaşası vardır. Yani sınıfta çocukların konuşmalarından yükselip havada sigara dumanı gibi asılı duran uğultu içerisinde “susun” diye mırıldanmanın uğultuyu durdurmak şöyle dursun daha da koyultması gibi bir durum içindeyiz. Bu en başta da dil, etnisite, ırk, millet, devlet, vatan gibi kamusal söylem alanına veya dilerseniz politika alanına dairdir. Gündelik
Sayfa 9 yükleniyor…
hayatta gayet mütevazı, işinde gücünde, hatta kendi şartları içerisinde sevimli insanlar mesele kamusal alana dair konuşmaya geldiğinde ahmakça ve cahilce fikirler ileri sürmeye başlar. Bu ahmaklık ve cahillik, eğitim almışlarda katmerlenir zira sorunun sebebi eğitimdir.
Derdim kafa ütülemek değil, hele politika yazmak hiç değil ama dil meseleleri Türkiye’de (ve tabii başka memleketlerde de) politikaya muhakkak bulaşıyor; belki de işin doğası gereği böyledir dedirtecek kadar. Fakat bazı konular politikadan bağımsız bir şekilde bilimsel gerçekliktir. Aksini iddia ederseniz komik duruma düşersiniz. Bugün küresel ısınmayı inkar eden politikacılara çoluk çocuk afedersiniz kıçıyla gülüyor. Kısacası Kazak Türkçesi diye bir dil, lehçe, ağız, şive artık her ne diyorsanız yok. Kazakça, Türkçe ile akraba fakat ayrı bir dildir. Kazakça ile Türkçe arasındaki mesafe, mesela Arapça ile İbranice arasındaki mesafeden veya İspanyolca ile İtalyanca arasındaki mesafeden az değildir.
Kazak Türkçesi isimlendirmesi tamamen politik, isim vererek konuşalım Türkçü-Turancı ideolojik saiklerle, motivasyonlarla verilmiş biri isimlendirmedir ve maalesef hâlâ bile akademimizde (yahut dilerseniz akademyamızda) yaygındır.
Osmanlı galatatçıları diye isimlendirdiğim bir grup var; kabaca (başka bir galat olarak Osmanlıca denilen) eski harflerle yazmış insanlar. Onlara göre serbestiyet kelimesi
galattır, hatta galat-ı fahiştir. Serbest Farsça, -iyet ca’lî masdar kalıbı Arapça; bu ikisi nasıl karıştırılır? Bunlarla aynı fikirde değilim. Doğru dil tanımı bu kadar kısıtlanmamalı. Kelimesine göre bakılır; yakışan var yakışmayan var. Yerine göre yakışan var. Dil dediğin de biraz toplumsal bağlam meselesi.
Cumhuriyetçi-Kemalist bir galatatçı kesim var. İşte Oktay Sinanoğlu’ndan İsmet Zeki Eyüboğlu’na kadar bir grup insan. Arkasındaki ideolojik gölgeden onu tanırsınız. Uzatmayalım, bunlarla da aynı fikirde değilim. Onlara göre aysti içilmez ayıptır; buzlu çay denmeli.
Bir gelenekçi tayfa var dil konusunda bir şeyler yazan, illa ufka bakıp arazi tayini yapar gibi isim vermek gerekiyorsa Yavuz Bahadıroğlu’ndan Murad Bardakçı’ya kadar… Bunlarla da aynı fikirde değilim. Onlara göre konuşurken ve hatta e-mail ile yazarken “Database’i upgrade ettin mi abi?” yazmak ayıptır.