DEFTERİNDE KİMLER VAR?

Nafizcan Önder

 

Merhaba! Seninle; sıradan bir gününden hayatını değiştiren müzisyenlere, hayallerinin gerçekleştirdiğin kısmına dek ne çok yorulduğundan ve bugün sana Spotify’da ilk haftanda 100.000 dinlenmenin nasıl hissettirdiğine kadar pek çok konuda konuşabilir ve sıradan bir röportajın sonunda “Mutlaka onu dinleyin!” diyerek bu işi bitirebilirdik. Oysa ben “Uykudan” buruk uyanmış ve dizelerinden çok etkilenmiş biri olarak seninle şiir üzerine konuşmak ve hayatını değiştiren kelimelerden bahsedelim istiyorum. Defterinde neler var, kimler var çok, çok merak ediyorum.

7

Sayfa 7 yükleniyor…

O halde öncelikle hoş geldin! Sorularımı yanıtlama nezaketi gösterdiğin için çok teşekkür ederim.

-Hoş buldum. Teşekkür ederim röportajı böyle bir temaya yerleştirdiğin için. Edebiyat dersinde bazen şiir çözümlemeleri yapılırdı; onlardan çok fazla bilgi edindiğim doğrudur ama bir yandan hep rahatsız olurdum. Şiiri incelemek, şiiri deşmek gibi gelirdi, böyle bıçakla girişiliyormuş gibi. Bazen şarkı sözlerime dair de meraklanıp soranlar oluyor bu şarkıda ne anlatıyorsun diye... Yani o anlattığım, seneler içinde ben okurken bile değişiyor. Cevaplarım o yüzden belli bir mesafede olacaktır; gönlüm böyle el veriyor :).  Hem şiirin diğer yazılardan farklı ve özel yanı da bu tavrı bence, içinde hal değiştirebilen, kılıf değiştirebilen bir sürü duygu ve anlam var.

Bir ifade biçiminin üzerine “Ne anlatıyorsun?” sorusu sanırım sanatçıların sıklıkla karşı karşıya kaldıkları en hazin soru kalıbı. Bu nedenle röportajımız süresince sanatına bu haksızlığı yapmayacağımdan emin olabilirsin. O zaman başlayalım! İlkin; şarkı sözü ve şiir arasında nasıl bir bağ kuruyor hangi noktalarda ayrıştığını düşünüyorsun? Senin müziğinde şiirin nasıl bir yeri var? Bunları öğrenmek istiyorum.

-Edebiyata ilgimin ve şiir yazmaya başlayışımın ne zamana denk geldiğini düşündürdü bu soru. İlk şiirimi ilkokul 2’de anneler gününde yazmıştım; bir ödevdi ve yerine getirmiştim. Kendini tekrar eden bir cümleyle beraber dört

8

dizeydi; bir arkadaşım “hadi lan sen yazamazsın bunu” demişti ve o zaman kendimle gurur duymuştum :). Seneler sonra ortaokulda edebiyat dersi alıncaya kadar şiir yazmaya çalıştığımı hatırlamıyorum. Yine bir ödev sebebiyle başladığım ve hala çok sevdiğim günlük tutma eylemi dışında bana yazı yazdıran bir dünyam yoktu. İlk tanıştığım şair Orhan Veli Kanık idi; bütün şiirlerini Tüyap’a gittiğimde cebimdeki ufak harçlığımla aldığım dün gibi aklımda. Müthiş hayrandım ona ve Garip Akımı’na. Darüşşafaka’da şiir dinletilerine götürürlerdi bizi, orada Kanık’ın “Anlatamıyorum” şiirinin şarkı halini çok sevmiştim. Okulun kitap kulübünde de sürekli İstanbul’u Dinliyorum şiirinin Leman Sam tarafından söylenen şarkı hali çalardı. İstanbul’la, şiirle, müzikle ilgilenmem onlardan hoşlandığımı anlamam o kadar denk zamanlar ki; İstanbul’un sokaklarındaki renkler bana hep ilham oluyorlar, içimde oluşan hisleri ancak yazı yoluyla dışarı aktarabiliyorum ve yazdığım dizeleri okurken onlara uygun bir melodi yakıştırdığıma inanıyorsam; şarkı yapıyorum. Müziğini duyamadığım şiirleri rahat bırakıyorum, üzerine düşmüyorum; çünkü bunun faydalı olacağına inanmıyorum. Her kelimenin yerleştiği cümleye göre kulağa değen bir sesi var; onu bulmak her zaman kolay değil. Yani bir şiirin şarkı olmaya bazen yakın ve hiçbir zaman çok uzak olmadığından bahsediyorum. Şarkı olsun diye yazdığım sözler var elbette; kendimce onları şiirden ayırma sebebim kolay anlaşılırlıkta olması olabilir; şiir diyebilmem için sözde bir karmaşa, duygusal açıdan yoğunluk ve biraz süsleme sanatı arıyorum.

9

Şiir benim için çok kıymetli, okumaktan en keyif aldığım eserler şiir kitaplarıdır. Yazdığım sözler şiir diye anıldığında ilkokul 2’deki halimden farksız bir şekilde gurur duyuyorum.

Haklı bir gurur bu! Yazma çalışmalarını nasıl sürdürüyorsun peki? Şarkı sözlerin dışında hangi türlerle kendini kendine ifade ediyorsun?

-Lisedeyken okuduğum romanların etkisiyle ben de bir roman yazmaya başlamıştım; sanıyorum elli-altmış sayfa kadardı ve devam etmeye çok hevesim olmamıştı. O zamanlar öykü yazmaktan büyük keyif alırdım. Üniversiteye başladığımda yazı yazmanın özgürlüğüne kavuşmuş gibi hissettim, defterlerim vardı, bazen ruh halimi, bazen günlük olayları, bazen rüyalarımı bazen de doğal akışıyla düşündüklerimi yazıyordum. Uzunca bir süre blog tuttum; şu an çok nadir yazıyorum ve dışarıdan okunmaya kapalı bir halde; içlerinden seçip şarkı yaptığım yazılar çoğaldıkça kapatma gereği duydum. Blog tutmak özellikle dışarıya açıkken tuhaf bir rahatlama hissi verirdi, kimin hangi yazımı ne kadar okuyabildiğini göremezdim ama sanki bütün dünyaya içimi dökmüşüm gibi histi o…

Okurken müzikal bir haz duyduğun şairler var mı? Şiirde ritmi ne denli önemsiyorsun?

-W.B. Yeats’in şiirlerini İngilizce şarkı yazdığım zamanlar çok kurcalardım. Cesare Pavese, Gonca Özmen okurken de bir şekilde şarkıymış o şiirler gibi melodilendirerek

10

okurdum. Şiirde ritmi çok fazla önemsediğimi düşünmüyorum; fakat ritmini duyabildiklerimi şarkıya çeviriyorum elbette. Bunlar öylesine doğaçlama gerçekleşen okumalar; onları kaydettiğim ve paylaştığım olmuyor. Eşleştirdiğim melodinin henüz o şiirlere yetişebildiğini düşünmüyorum, biraz da çekiniyorum.

Tam da bu noktadan diğer “kelimelere” gidelim öyleyse. Kendi sanatıyla sende yeni bir biçimle sanat üretme isteği uyandıran sanatçılar kimler?

-Oruç Aruoba, benim için büyük bir ilham kaynağı. Kelimeleri kullanışı, anlamları üzerinde okuyanı dalgalandırışı beni hemen kendi dünyama çekilip üretmeye yönlendiriyor. Otto Totland’ın bazı şarkılarında da böyle bir hisse kapılıyorum; kafamdaki düşünceye yoğunlaşmamı kolaylaştırıyor. Süper Baba dizisinin şarkıları da duygularıma yoğunlaşmak istediğimde elimin ilk gittiği yer. Bu oluşan yoğunluk üretim yapmamla hep doğru orantılı oluyor.

Kendinle özdeşlik kurduğun ve bir de arkadaşın olmasını isteyeceğin iki roman karakteri duyabilir miyiz senden?

-Kitaplığımı karıştırmak istedim şu an ama vazgeçtim. Özdeşlik kurmak demeyelim böyle bir hisse hiç kapılmıyorum karakterlerle ilgili; ancak yazı dili ve anlatım tarzından yazarlarla özdeşlik kurabildiğim oluyor. O da o an okumanın heyecanıyla kapıldığım bir düşünce. En etkilendiğim kitap Suç ve Ceza; Dostoyevksi’yi yazı yazarken gözlemlemek

11

isterdim mesela, sokaklarda nasıl yürüdüğünü çevresini nasıl izlediğini görebilmek isterdim. Bu isteğimden ötürü Raskolnikov’u soruna yanıt olarak kullanabilirim. Bachmann’ın Malina’sı karakterlerini ayrı ayrı anlama çabasına girdiğim bir romandı, Malina’yı çok merak etmiştim ve halen daha onu anlayabildiğimi söyleyemem. Arkadaşım olmasını isterdim…

Bana kalırsa röportajımızın en zor sorusuydu ve harikulade bi biçimle yanıtlamış oldun. Son olarak senin cevaplarından doğan kişisel merakımla bir soruyla bitirelim isterim. Merve Çalkan’ın hayalinde bir gün şair olarak anılmak da var mıdır?

-Verdiğim yanıtlardan benim de hissettiğim kadarıyla evet :) Söz yazımı benim için o kadar efsunlu bir süreç ki, başka sözleri okurken de o efsunlara karıştığım oluyor. Benim sözlerimi okuyanların da bu duyguya kapılmalarını çok isterim.

***

12

Merve Çalkan! Bir ezgili şair. Mutlaka duyun!


Nafizcan Önder

13

Sayfa 13 yükleniyor…