Galatat

Dağhan Üçok

 

Mutlu Hanım, eniştesinin yardımıyla da olsa gerçi, meseleyi bir noktaya kadar getirebilmiş ama sonrasında herkesin birbirini aşağılamak için takındığı

11

Sayfa 11 yükleniyor…

sınıfsal kozmetik kininin veya daha süslü bir tabir tercih edenler için kültüralizmin kurbanı olmuş.

En başta bilhassa kışın içilen veya dondurmanın içerik maddelerinden biri olan saleb tek bir tür değil; onun için salebler var. Buyurduğu gibi bitkilerin ismi Arapça husye’tus sal’leb’den geliyor; yani af buyurun tilki taşağı. Etrafımda annemden başka kullanan kalmamış olsa da Türkçede husye testis demek; bilhassa cinsel bölgelerin isminin sohbette kibarca geçmesi gerektiği zamanlarda. On beş ile on yedinci asırlar arası Türkçenin radikal yapısal değişimler geçirdiği dönem, mesela büyük ünlü uyumu denen şey Türkçede önce bir moda olarak başlayıp sonra kural haline geliyor. Ondan önce sevgilü, geyiklü deniyor ve yazılıyordu. Böyle yazılmaya uzun zaman devam edildi; yani “yazıldığı gibi okunmak” denilen şey bir üstünlük değil bir zaman meselesidir. Konuşma dili yazı dilinden çok daha hızlı dönüşür ve zaman geçtikçe bu makas açılmaya başlar. Daha bir asrı devirmemiş modern Türkçe yazı dilinin telaffuza yakın (Karşılıklı arkadaşıyla çay içerken “gideceğim” cümlesini birebir yazıldığı gibi telaffuz eden züppedir) bir ton tutturması o yüzden çok doğaldır; 1400 yıldır yazılan İngilizcenin -ne demekse- “yazıldığı gibi okunmaması” İngilizler aptal insanlar oldukları için değil. İngilizceye sırf bu yüzden zor diyen insanın ana dilinden başka dil öğrenmeye cüret etmesi doğru değil. Türkçede o bitkiye halk ağızlarında it taşağı denir, İngilizcesi dog stones yani birebir Türkçesinin karşılığı. Aynı şekilde kadın pedi Orkid

12

veya bildiğimiz orkide çiçeğinin adı da Yunanca orhid’den (h hırıltılı çıkacak) geliyor ki tastamam testis demek. Kadın pedine marka diye niçin taşak ismi verilir, onu ben de bilmiyorum.

İşte bu dönüşüm döneminde bitkilerin adındaki husye kısmı düşüyor, sa’leb kalıyor. O dönemki yazılışı peltek s diye bilinen ses; İngilizcedeki th veya Yunanca theta sesine epeyce yakın olan ses. Kelimedeki apostrof a sesinin boğazın sıkılarak seslendirileceğini gösteriyor. 1800’lerin sonunda ise kelime bildiğimiz düz s ve bildiğimiz uzun a (şahit kelimesindeki a gibi) sesine dönüşüyor. Bu da başlı başına enteresan bir durum zira Arap harfleri temelli alfabe kullanan Türkçe, canınız çok istiyorsa Osmanlıca, ama daha kolay bir tabir tercih ediliyorsa eski yazı (Böyle dendiğinde eskimeyen yazı diye çıkışan İslamcıyı aşağılamak dinimizce caizdir) Arapça kökenli kelimelerin imlasını bozmaz, aynen muhafaza eder; hatta bu özelliğiyle diğer Arap harfleri temelli alfabe kullanan mesela Kürtçe (Böyle dendiğinde “Kürtçe diye bir dil gerçekten var mı?” veya fazlasını diyen Türkçü cahile küfretmek dinimizce vacibdir) veya Farsça imladan ayrılır.

Mutlu Hanım’ın bir türlü içine sindiremediği ve Nişanyan’da hikayesini bulamayacağı o araya giren h harfinin “orman kibarlığı” ile bir ilgisi yok. Türkçede ve hatta genel olarak bütün dünya dillerinde Arapça meczum ayn harfinin (boğazı sıkılarak söylenen apostroflu a) çok doğal bir akustik hadiseden dolayı yani insan hançere yapısından

13

kaynaklı ah sesine dönme eğilimi vardır. Aslı tama’ olan şey tamah, meta’ olan (ve bu şekliyle ayrıca ekonomi-politiğin konusunu oluşturacak kadar temel bir kavrama isim olmuş) şey matah, sema’ olan şey semah ve tabii sa’leb olan şey sahleb olur.

Sondaki b’nin p yapılması çoğu durumda itiraz ettiğim bir şey; sık sık tekrarladığım gibi hiçbir kuvvet bana isbat kelimesini ispat şeklinde yazdıramaz. Fakat bu örnekte bence ziyanı yok, sahlep yazımı da doğrudur. İşin en ilginç yanı ise şu: Kelimenin “bozulmuş” hali olan sahleb formu, Arapçaya geri beslenmiştir. Yani bugün modern Arapça sözlüklerinde sa’leb kelimesinin karşılığında tilki bulunurken sahleb entrisinin karşılığında bildiğimiz o kış içeceği var.

14