Alelade yürüyüşlerimde gurur
gibi ezdiğim salyangozlara benziyor yaşadığım
Sayfa 33 yükleniyor…
aşklar
Fay hattı dolu kaburgalarının erozyona meyilli omurgası delik deşik
zaman sızıyor arasından
gururun aşkın dibinden sızmasını andırıyor bu tasa
gülle ip atlayan sürüngen izliyor nereden geçtiğini zamanın –ve tasanın
ağaç gövdelerine kader hükmünde sarınan sarmaşıklar
kurşuni aşkın son sıkımlarını düşlemekte ya da düşmanlamakta
böyle ince çizgilere konumlandığında tasa, tasarı ya da yaşamla yaratı
öfkeli ellerin terli izi kalır kılıcının kınında
buna göneniyor bazen bazı ormanlar –gönenmektedir bazen bazı ormanlar
çünkü biliyorlar ki onlar,
kılıç kınından çıktığında hedefine hiç saplanmadan dönse bile kınına
ürkünç bir ıslık çığırır ölümü andıran
ve aynı şey geçerlidir öfke için de
kınından çıkan.
Rüzgara hedef kılınan bedenlere yosun tutmuş isimler çıkarıyorum kınımdan
İsmini unuttuğum şeylerin siması siliniyor, siması kalanlarınsa ismi yankılanıyor aklımda
Aklım benim,
sarmaşıkların kıvrımlarında anımsanan bir zaman biçimidir –ve zaten bir biçimdir zaman ki ölümü andıran
Ben öldürüyorum zamanı ve o da tüketiyor beni durmadan –yaşamak bekleniyor tarafından
kaygısıyla,
yaşanması umulan yaşam tarafından
kınından çıkan ölümün ıslığı çınlıyor peşime takılan isimlerin
yankısıyla,
Benim içinse vakit doldu, artık geç.
Şunu hatırlıyorum, kalanlar yorulmasın diye mezarlıkta intihar ediyorum. Tanrı bu jestime kızıyor. Cennet bugünlük bensiz kalacak.
Ve işte öldüm, ismim gündelik cümlelerin yakışıksız zamanları arasında yankıyacak.