Ölmedim ben henüz hiç.
Görmedim senin gördüğünün belki de yarısını.
Öğrenmedim henüz şahsi yanlışlarımın geleneksel doğrularını.
Ölmedim henüz ben ama sanki biraz çürüdü dallarım.
Yabancıladığım bir toprağa kök salamadım.
İşitemedim senfonik öğütlerin gıcırdayan sesini.
Bırakamadım hala dünyanın çelimsiz illüzyonlarını sevmeyi.
Ölmedim hiç ama intihal süsü verildi özgün cümlelerime.
Kusursuz işleyen bir şimendifer de ulaşamadı hem benim kentime.
Anlamadım, hiç anlamadım; nasıl olur da sığınamam kendi kendime?
Kendimden toparlanıp, taşınamam daha iyi halime?
Ölmedim henüz ama sanki biraz ölür gibi oldum.
Taştım, yer açtım, daha da taştım ve yoruldum ve soldum.
Bir çiçeğim sandım, kendime âşık oldum.
Nilüfer açtı parmak uçlarım, kendime fazla geldim.
Tanrılar lanetledi tarih boyu beni, kendi yansımama bir türlü sarılamadım.
Öldüm ben,
Yaşadım da, öldüm de satırlar arasında bir yerlerde.
Belki az önce elini iliştirdiğin o sayfanın köşesine gömdüm kibrimi.
Belki yalın halim kaldı akıp giden hayatıma ve tüm ihtişamım sayfalarda birikti.
Işığın hiç üzülmeden kırıldığı bir gökyüzü kuşak oldu belime.
Cılız, ince, güçsüz bedenime “lekesiz” lekesi iliştirdiler de ben tuttum söktüm ellerimle.
Ne ben ne bir başkası bağırdı “imdat!” diye.
Sokağa bakan mutfak penceresinden geçen öyle hayatlar gördüm ki..
Büyüdükçe korkmaya başladım fakat kâbusların zamanla azalması gerekmez mi?
Kalbim öyle attı ki ufak takırtılarda, büyük çığlıklarda, gelecek kaygılarında… Öyle attı ki, tutamadı o ritmi herhangi bir şarkı.
Ayak uyduramadı fakat yine de vazgeçmedi adım atmaktan ayakları.
Yani ben öldüm;
Dün öldüm,
Bugün,
Yarın öldüm,
On sene sonra da.
Satırlarımın artık yön verdiğim kalemimden çıkıp sana erimeye başladığı yerde.
Öldükçe büyüdüm, büyüdükçe daha çok cephede başladı savaşlarım.
Bir hayatı kısır döngü içerisinde yolundan saptırmayı başardım.
Bazen bir karşılığım olmadı sözlükte, Kitap’ta, şiirde veya şarkıda.
Ama öğrendim ki, yaşamanın hakkını vermeliyiz ölümü yakından tanısak da.
Karşılıksız olsak, toprağa tutunmasak, bir yere varamasak, hatta bazen aynaya bakamasak da.
Gün sonunda yine kendi hislerini ve haklarını savunmak zorunda kalan yüreklere borçlu olduğumuz bir savaşımız var; yüzyıllardır her cephesine mermiler yağıyor bu kanayan evrenin.