açık kalp ameliyatlarıma benziyor bulutların arasından şavkıyan güneş
kimi görmek istiyor onu kafesinden fırlamış kemik parçalarına aldırış etmeden
ve kanlara ve kananlara içinde
kimi memnun bulutlardan
kalabalık bir kabalıkla oh diyorlar
karşımızda vahşet kopsun, dehşet bize müthiş gelir
yeter ki yakamıza ilişmesin ne kanlar ne kananlar
ama doktor aklındaki deftere notlarını düşerken elindeki kan bulaşıyor ona
“bu kalbi dikmeden, temizlemek gerekir içindeki uru
yoksa ne kalbin ne de gökyüzünün kalır nuru”
doktor yani
anlaşılmazlığa feda edilen kelimelere ulaşınca
kadim derdi gökyüzüne süzülüyor
kalabalık şaşkın
hükmü dar olan hükümdar olmuşsa zamana
gecede olmayan güneşin yaktığı yer kadardır ya zamanın cirmi
şimdi aşk adında kötü bir cümleyle gökyüzüne kondu adı
gökyüzünü tattım bugün –sana benziyordu tadı
oysa mavidir gökyüzü kalmaz pek kanın kalıntısı
yine de kananlarla doludur ilişmez onun iki yakası
kelimeler cümle içinde tutsak, kutsalken dünya pek zorba
aşk gündelik cümleler içinde kullanılamayacak kadar kaba