Gece

Tülin Yıldız

 

"Olmak istediğim yer, tam olarak senden uzakta, elinin, nefesinin, gözlerinin değemediği, kirletemediğin, bana ait olan, dalgalarının boyumu aştığı deniz kıyısı."

Rıhtımın sert betonu üzerinde ilerleyen ayaklarım, iki yanda salınan işe yaramaz kollarım ile ulaşmaya çalışıyorum sona. Terleyen avuç içimle sıktığım, yanımdan ayıramadığım mektubu ulaştı bir gün önce, üzerinde kelimelerin kanlı canlı hayat bulduğu, bedenimi zayıflatan ağır gerçeği ile düşüncelerimi sarsan. Onunla buluşmamı istediğini ve söyleyecek önemli bir şeylerinin olduğunu belirttiği, ancak kendini yazmaktan alıkoyamadığı ve nefretini dile getirmekten kaçınamadığı mektubunda en can alıcı kısımla ‘’olmak istediği’’ yerdeyim.

Dalgalar en deli halleri ile kıyıya vurup betonda ıslak izlerini bırakırken, ufuk çizgisine odaklıyorum bakışlarımı. Bana gelmesini beklemek, gözlerimin iliştiği son görüntü kadar sert bir acı bırakıyor göğsümde. Gözlerim kapalı, görüntünün maviliği kadar ince dünya.

Kokusu geliyor ondan önce, keskin, bir o kadar da tatlı. Bedeninin dayanılmazlığı rüzgâr tarafından hafifçe sarsılarak bana getiriliyor. Adımlarının yavaşlayarak

18

durmasını, sabırla ona bakmamı beklemesini, önünde birleşen ellerini ve sabrının tükendiğini bildirmek için verdiği son nefesi dinliyorum. Gözlerim açık, onunla savaşmaya gelmediğimi hatırlatıyorum kendime. Son bir kez daha görmek, belki bir kez daha doya doya sarılarak hayatından gitmek için geldim buraya. Sert rüzgârın üzerime yüklediği hantallık ve eklem ağrısından sonra, onunla yüz yüze gelmek yüzleşeceğim son zorluktu hayatta.

Saçları uçuşuyordu rüzgârda. Kokusunu canımı acıtmak ister gibi genzime doldurarak içimi yakan, son kez onu görmenin verdiği acı tadı ağzıma dolduran saçları. Dilimin üzerinde geziyordu gidişi. Rahatsızlığımı had safhaya çıkartan, acılığından damağıma değdirerek kurtulamadığım, işe yaramaz bir et parçasıydı dilim. Yutkunmanın verdiği güvenle kendimi kandırmaya hazırlanırken, yeniden belirdi ıslaklıkla. Erteleyemezdim gidişini daha fazla. Onunla yüzleşmem gerektiği gerçeğine boyun eğerek ağır çekimde arkama döndüm. Sırtımdan bir ürperti geçmesine engel olamadım.

"Dediklerimi yapacak mısın?"

Ah! Nasıl da özlemişim sesini!

"Seni mutlu edecekse, yapacağım."

Düşüncelerimde benliğimi yavaşça terk ederken, zavallı bedenimi de terk ediyor, kendime dışarıdan bakıyorum. Tiksiniyordum kendimden. İtiraz etmememin başlıca sebebi

19

buydu zaten. Tamamen bir kabul edişle, istediğini ona vermek için buradayım. Bağırmanın, ağlamanın fayda edeceği seviyeden koparak gerçekliğin kum taneleri ile çevrili büyük, sivri kayası üzerine beklemeden vücudumu bırakacağım uçurumdayım artık.

"Evet! Başka çare olmadığını biliyorsun. Neden bakışlarınla beni suçlu hissettirmeye çalışıyorsun?"

"Tamam! Yapacağım. Seni mutlu edecekse, gideceğim buradan."

"Bu gece."

"Evet, bu gece."

Sözlerinin içimde yarattığı yıkımı görmesini, zamanın durmasını, yitirilmiş anda onunla kıyameti beklemeyi düşlüyorum. Nasıl da severdim yüzünü! Gülüşünü, yumuşak, tatlı pembe yanaklarını, narin, bir o kadar da yırtıcı bakışlarını. Bakışlarıyla beni kendine bağlamıştı ilk günden. Kayıplara karışan nefsimi bakışlarıyla dizginlemiş, benden geriye bir toz zerresi bile bırakmamıştı. Bana tam anlamı ile sahip olmasına izin vermiş, hayatı yaşayabileceğim başka bir yol olmadığına kendimi inandırmıştım.

İtiraf etmenin kahreden ve bir o kadar da özgürleştiren hissi vücudumu sarmalarken, kendimi tamamen verdiğim kadının beni yavaşça öldürmesine gerçek anlamda yardımcı oluyordum.

20

Dudaklarından dökülecek herhangi bir sözü bekleyerek nefesimi tuttum. Gitmemi istiyordu. Hiçbir şey söylemeyecekti. Sert betonla birleşen ayaklarımı hissedemiyordum artık. Adım atmam gerektiğini içimde haykırıyor, bu ıstırap dolu anın sona ermesi gerektiğini çığlıklar eşliğinde kendime hatırlatarak kırpmadığım gözlerimle yüzüne bakıyordum. Yüzünün her hücresini ezberlemeye çalışıyor, unutmamak için defalarca her santiminden geçiyordum.

Eğer ilerlemezsem onun ilerleyecek olması, geride kalma ve benden fiziken uzaklaşmasını izleme gerçeği söz dinlemeyen ayaklarımın hareketlenmesini sağladılar. Sonsuza uzanan saniyelerin yetmeyeceği ezberleme işine son vermek zorunda kalarak soğuk rüzgârların acımasız kollarına bedenimi bıraktım. Ayakta durmamı sağlayan görünmez varlığın bedenimi gözlerden ırak yerlere taşıyarak hiçliğe terk etmesine söyleyecek sözüm yoktu.

İsteğini gerçekleştirerek onu mutlu etme düşüncesiyle ilerledim rıhtımda. Düşüncelerden arınıyordum uzaklaştıkça. Gözlerimin görüntülerine anlam veremediği, beton duvarlı, soğuk, yalnızlık kokan otel odama ağırlığımı bıraktım. Kendimden vazgeçeli çok olmasına rağmen bunu fiziksel olarak da kanıtlamam gereken anın gelmesini beklerken, anlamsız hayatıma anlam katmayan kirli beyaz tavanı izleyerek sürüklendim gerçeklikten düşlerin dünyasına. En azından zaman geçerdi. Yapacak daha iyi bir işim yoktu. Kendimi

21

oyalamayı hiçbir zaman becerememiş, dümdüz bir hayat yaşamıştım.

Açık unuttuğum pencereden geçerek odayı dolduran tuzlu deniz kokusu nerede olduğumu hatırlatmak ister gibi duyularımı uyardı. Birkaç göz kırpmanın ardından nedenini bilemediğim bir uyanmama savaşına girerek kaybetmiş ve uyanmak zorunda kalmıştım. Sırt üstü yattığım, kıpırdamadan saatler geçirdiğim yatağın üzerinden zorla söktüğüm ağır ayak bileklerimi soğuk beton üzerine yerleştirdim. İnce kazağın sırtıma verdiği ıslaklık hissinden nefret ettim. Kalktım, montumu buldum karanlıkta, üzerime geçirdim ve odadan ardıma bakmadan çıktım.

Çıplak ayaklarımı yürüdükçe içine çeken kumsalda deniz kabuklarının verdiği acı hazzın tadını çıkarıyorum. Etrafı incelerken, ne zaman geleceğini merak ederek en sevdiğim şarkıyı fısıldayan maviliklerin yansıdığı Ay ışığını seyre daldım. Bunun ve bunun benzerinin yaşadığım ve yaşayacağım son anlar olduğunu hatırlamak istemiyor, Ay ışığının tenime değmesine izin veriyorum. Cebimde taşıdığım mektubun ağırlığı nefes alışverişimi kontrol altına almış, yani tam anlamı ile kontrolden çıkarmıştı. Göğsüm eziliyor, ciğerlerimden ses geliyordu.

"Bitmek üzere" diyordum düşüncelerimde kendime. Ensemden başlayarak vücudumu ele geçiren soğukluk ile ürpermiş, hayatın tadını çıkardığım anların korkunç hatırasını beynimin arkasında yıllar önce zorla açtığım soğuk ve

22

karanlık odanın hiçliğine yavaşça bırakmıştım. Unutmak değildi bu, hatırlamamayı seçmekti. Yaşayacağım son anda zihnimde görüntüsünün belirmesini istediğim şey Ay ışığı ve beni ölüme itekleyen sevdiğim kadındı. Mavi suların karanlığa bürünerek yalnız hissetmemem için ellerinden geleni yapan dalgaları; çıplak ayaklarımda geziyor, tenimde bıraktıkları hisle aynı eylemi defalarca tekrar ediyorlardı.

Eğilerek elleri arasına aldığı, vücudunu dikleştirdikten sonra yavaş adımlar atarak avuçlarından savrulmalarını izlediği, aynı anlamsızlığı defalarca tekrar ettiği kum tanelerine gülümseyerek, sert rüzgâr ile üzerine yapışan, aynı zamanda rüzgârın bütün kuvveti ile eteklerini uçuşturduğu saten elbisenin açık mavi tonu ile uyumlu gözlerinin gözlerimle buluştuğu yakınlığa gelmişti artık.

"Geldin" dedim sesimin zavallı çıkmamasına dikkat ederek. Gecenin dehlizlerinde gezinen ruhum bedenimi terk edeli biraz olmuştu. Gitmesine izin vermek kendime yaptığım son iyilikti. Dünyayı terk ederken gidişimi kolaylaştırıp acı çekmemi engelleyerek, bir nevi kurtuluşum olacaktı ruhumdan vazgeçmek.

Gözlerimin boşluğuna diktiği gözleri ile birkaç adım ilerleyerek artık mavi olmayan deniz suyunun siyahlığına adım attı. Fark etmiş miydi ona son kez ihanet ettiğimi? Ruhumdan vazgeçerek beni öldürme hazzını ona yaşatmayacağımı, ruhsuz bir insanın zaten ölü olduğunu ve benden biraz daha nefret etmesinin benim için artık önemli

23

olmadığını, fark etmiş miydi?

Değişiyordum gecenin karanlığında sezdirmeden. Zavallı benliğim her zamankinden farklı, kendimi tanıyamayacağım bir hale bürünüyordu. Ruhumdu zavallı olan, yıllarımı küçük bir insan olarak geçirmeme neden olan demek ki! Suyun siyahlığında ilerledikçe içimde kaynayarak ortaya çıkan, tarifini yapamadığım, alışmaya çalışırken nerede olduğumu, ne yaptığımı unutturan bu yeni hisle başa çıkmaya çalışıyordum.

"Gece sona ermek üzere."

Kum tanelerinden arınan ellerinin su üzerinde yavaşça ileri geri hareket ettiği kadın yine ‘anlamlı’ bir şeyler söylüyordu. Yarı belimize kadar su içindeydik artık. İçimde kaynayan hissin öfkesini kontrol altına almaya çalışmaktan vazgeçip Ay ışığında ufuk çizgisini görmeye uğraşıyor, karanlığa gözlerim alışır umudu ile yavaş hareketlerle suda ilerliyordum.

Karanlığı çökmüştü geceye. İçime aldığım derin nefeslerle ilerledim kadının yarattığı karanlıkta. Üzerime yapışan durgunluğun bezendiği derin acılar yavaşça terk ediyordu bedenimi.

"Bunu ikimiz için yaptığımı biliyorsun değil mi?"

Suyun derinliği belimde, ellerim suyun içinde, bakışlarım gökyüzünde, ‘Bunu ikimiz için yaptığımı

24

biliyorsun değil mi?’ diyen kadının ne yaptığından haberi var mıydı?

Devamı Eylül-Ekim 2021 sayımızda...

25