yavaşça sokuldu böğrümden içeri
yalnızlığın sarışın hüznü
kayıtsızlığın o ruhani öpücüğü
içime uçarı bir güneş bıraktı
durgun bir kölesiyim zamanın
sıcak bir infilak sözcüklerimde
gönlümün ırmağı bin bir parçaya bölündü.
aşk sanırdım özgürlüğü ilk gençliğimde
nasıl olsa benim olmayacaktı
yıkılsın dedim alnıma kazınan o burkucu kültürün anavatanı
nicedir bir yangın tasviri gibi
beynimde güller dönüyor
bir türkü tutturmuş gidiyorum dünyaya yitik
ey iç içe geçmiş aydınlıklar
neden
nefretimin sesi hiçbir vakte benzemiyor.