Teneke Ateşi

Samet Pehlivan

 

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarına doğru, değişen iklim onca kış aylarının bahar tadında geçmesine neden olurken, kış gibi kışlar sadece beş altı yılda bir gelir olmuştu.

Hava açık olmasına rağmen, pazartesileri kurulan Cuma Pazarı'nda, çamurlaşmış kar kalıntılarıyla insanın iliğine işleyen bir soğuk hakimdi.

Pazara tezgah açan satıcıların son zamanlarda azaldığı bir gerçekti. Kimisi tezgah aidatını çıkaramıyordu, kimisi halden mal bile alamaz olmuştu. Geçim derdine rağmen pazara çıkanlar anca kendi yetiştirdiklerini ya da borç harç aldığı mallarını tezgahına koyabilmiş pazarcılardı. Seyrele seyrele aralarındaki mesafenin dört beş metreye vardığı tezgahların ayakta tutmaya çalıştığı pazar sokağını bir anlığına is kokusu ve bağırış çağırış canlandırdı.

"Senin ben gelmişine... Ulan ben senin geçmişine..."

Bu havada bu deli adam yatırmış tezgahın arkasında sabinin birini tokatlıyordu.

"Yapma amca! Tamam, yeter vurma vallahi bilmeden oldu... Dur yapma..."

38

Allah’tan dayak faslı daha fazla uzamadan komşu tezgahlardan esnaf yetişmişti de çocuğun hayatını kurtarmıştı. En azından o anlık.

"Yahu dur be adam! Yetti! Vurma artık..." diyebildi araya giren komşu. "Karışma sen birader... Ne diye dövmeyecekmişim? Eti benim kemiği benim!"

Dayaktan hevesini alamamış olacak ki komşusuna cevap verirken bile bas bas bağırıyor, tokadını çocuğun üstüne savurmaya devam ediyordu.

Çocuk da kendi içine sinmiş sesiyle:

"Vallahi benim suçum değil ki. Nereden bileyim ben orada olduklarını amca?"

"Sus ulan, cevap veriyor bir de... Sen benle çalışmıyor musun? Nereden bilecekmiş miş..."

Zar zor da olsa araya girebilen komşu:

"Ne yaptı bu çocuk sana be adam? Günahı ne sabinin? Baksana vura vura mal ettin çocuğu...

Anası babası sana emanet etmedi mi bunu, sormaz mı sana sonra?" diye sordu.

"Babasına bir... Bu piçe iki birader... Nereden kabul ettim yanıma bunu? Peşin borcu alacaktım ben onlardan da gariban diye aldım bunu yanıma iş verdim." diyerek bütün pazara çocuktan yana derdini anlatmaya başladı pazarcı.

39

"Ben ona iş öğretiyorum, hayatı öğretiyorum, zoru gösteriyorum ama avelin bir boku kaptığı yok benden. Ah... Hata bende hata... Babasına diyeceğim alsın bu iti benden, ben paramı isterim kardeşim, çırağa ne gerek... Beş para borcu varsa, on para zararı dokundu veledinin."

Adamın sinirinden mevzuyu uzattıkça uzattığını fark eden komşu pazarcı araya girdi:

"Tamam... Dur, sakinleş hele... Ne beşi, ne onu? Ne yaptı bu çocuk? Paranı mı çaldı yoksa?"

"Yok be birader! Ne çalması? Baksana şu aptalın gözüne bunda hiç hırsız olacak göz var mı?"

"Yahu ne yaptı?"

Sadede gelen pazarcı:

"Benim poşet rulolarını koyduğum peynir tenekesine bak! Yakmış ateşini geçmiş karşısına keyif çatıyor pezevenk..."

"E üşümüş sabi be birader..."

"Başlarım ulan üşümesine... Gitti poşetler! Poşetlerle beraber yakmış tenekeyi. Küçük, orta, büyük, battal tam dört rulo poşeti haybeye ateşe vermiş geçmiş başına kundakçı piç!"

Durumu anlayınca şaşıran komşu, çocuğa da arka çıkarak, pazarcıyı sakinleştirmek için:

40

"Aman be adam... Plastik poşet için çocuk dövülür mü hiç? On para dediğin şunca şey mi? Bilmeden yaptım diyor işte... Affetsen ha? Bak bendekilerle idare edersin bugün, bu kadar sinirlenme... Çocuğu da dövmeyi bırak bak nasıl titriyor korkudan." diyerek tuttu kolundan pazarcıyı, kendi tezgahına götürdü, taburesini verdi otursun diye, kendi ateşinde demlenmiş çayından verdi.

"İçelim, güzelleşelim" dedi şakasına. Biraz lafa daldılar...

Olayın şokunu üstünden anca atan çırak, pazarcının vurduğu yerlerini ovuşturdu yaktığı teneke ateşine bakarak.

Neden sonra acı bir sırıtış belirdi suratında çocuğun.

"Poşet bu kadar pahalı, dayak neden ucuz?" diye geçirdi içinden.

Açtı pazarcının tahta para kutusunu. Bütün kağıtları aldı, baktı ki pazarcı lafta, attı hepsini tenekenin içine.

"Biraz daha ısının." diye fısıldadı pazarın tümüne, ayrıldı tezgahın başından. Pazarı kesen ara sokakların birinden insanların arasına karıştı.

O gün pazardan bir çocuk kayboldu. Başka sokaklarda belirdi.

41