Neredeyim? Kaybolmadan önce neredeydim? Çok yabancıyım gördüklerime. Tıpkı diğer her şey gibi…
Tüm karşımı kaplayan şu dağ gibiydim savrulmadan önce. Rüzgar ruhsatı diye ceplerime doldurduğum çakıllardan eser yok şimdi. Gidince fark ettim ağırlığını hiç tartmamışım. Sahi nasıl icat etmiştim ben bu kötülüğü? Ya da kim inandırmıştı hayatımın en muhteşem savruluşu olmayacağına? Şimdi bir kuş gibi hafifim, her yeni rüzgarda tekrar tekrar savrulabilirim de. Bu defa bile isteye... Peki şimdi rüzgarın izini mi sürmeli yoksa tadını mı çıkarmalı manzaranın?
Öyle bir manzara ki alabildiğine uçsuz bucaksız, insanın kalbini sağır eden bir gürültü yok. Sanki her yanı aynalarla çevrili bir odadayım bedenim de şeffaf. Alabildiğine huzur alabildiğine meyle şenlenirken ruhum elimdeki kadehe takılıyor gözüm. Düşünüyorum zehir dersem zehirdir elimdeki şifa dersem şifa. Ama ben hep ikisini birden diyorum. Hatta kaç seçenek varsa hepsini birden… Karar vermek neden bu kadar zor bilmem.
Zihnimin içi her penceresi başka mevsime açılan bir ev gibi. Hepsinin gerçekliğine yüzde yüz kaniyim ve hepsini
seviyorum da. Ama günün sonunda hangi mevsimdeyim bilmiyorum. Ki tüm mahvoluşlarımın zeminidir bilinmezlik. Diğer taraftan hayal gücümün de ötesinde haz ve mutluluklara varan bir yol. Tıpkı aşk gibi, yerçekimsiz bir ortamda hizalanabilmeyi mümkün kılan bir güç. Yedinci kadehten sonra biraz gevşedim, uzun süredir zihnimin pusuna itelediğim anılarım zayıflığımı fırsat bilip yüzeye çıkıyor.
En çok canımı yakan soru dikiliyor karşıma, “Son sözü söylemeye cesaret etsem ne olurdu?” Dönseydim sırtımı sessizliğin zarif gücüne. Ama yok ben tüm aşklarımı sessizliğin zarafetine kurban verdim. Ve her defasında da kendi silahımla vuruldum. Şimdi evet gürültüden kaçıyorum ama sessizlikten daha çok…
Madem bu gecenin zehri oldu kadehim kafamın bulanıklığını dağıtmak için uykuya sığınmalıyım derken taksi durağının yolunu tuttum. Öyle sessizliği bölmek için şarkı mırıldanarak ilerlerken acı bir çıtırtı doldu kulaklarıma. Kafamı çevirdiğimde muhteşem bir çöküş yaşanıyordu. Ağacın tepesinde biriken karların yaptığı baskıya daha fazla dayanamayan yapraklar yaşamdan azat ediyordu kendini. İçin için kırılarak. Büyülenmiş gibi birkaç dakika bakakaldım öylece. Sonra kendi muhteşem devrilişlerim belirdi tekrar zihnimde. Nasıl bu ağaç yapraklarını geri alamazsa ben de kalbimden taşanları yerine koyamam. Lakin elbet yeniden dallanır budaklanır. Evet, yakında tüm yollar kapanacak kardan ama yine de baharı bekleyen gökyüzü ılıklığında kalbim.