Sabahın Bir Yeri

Pelin Şanlı Türgen

 

 

 

İçimdeki yankıya bir isim aradım
Kırıkları çevirdim kendime, savaş alanı boş 
Benlik sızım sızım kanamakta
Ben olur ya adettendir sandım.

Susları sözlere yeğ tutup kaçışlar kazıdın ya bir gece
Pencerem açılmazdı dışarı, sokak tuğla örülü 
Yıldırım korkusu
Meltemleri beklerken fırtına patırtısı.
Gök delindi sonra, 
Bir çocuk sordu
“Gökyüzü kırılırsa içinden ne çıkar”
Kırlangıçlar geldiği zaman dedim
Kırlangıçlar geldiği zaman.

Akvaryumda sonu gelmeyen balık sürüsü 
Ölenin yerine kim koyuyor sahi yeniyi?
Hiçbir renk yok, siyah beyaz
Ölüm yosun, ölüm kile karışık kokuyor.

40

Boşlukları doldurmayı bana emanet ettiğin o gece,
Zalimliğimi öğrendim 
Artık hep en çok kendimden korktum ben
Seni düşman seni haksız tahtından indirdim de,
Bir beni nasıl sevip nasıl sardıysam 
En sivri hançeri bahşettim yine kendi sonum için delice.
Yelkovan akrebe ne sorar bilirsin
Ama bilesin ki hiçbir yelkovan akrebini bulamaz.

Bir gözüm kuytuya bakarken
Sabahı bağladım ben gül dalına 
Kopardılar ağır aksak
Ki hiçbir zaman o sabahi bulamaz yine yetişmeye çalışsa da.
Bozkırın ortasında irili ufaklı evler
Evler bir ihtiyar ağzı, çok sözü var kırık dişlerinden akar
Hangi ev başucunda gece suya bırakır çıkarıp içindeki acıyı?
Bozkırın ortasında bir gitar, bir re sesi.
Karanlığın emanetçisi erken gelen çorbacı çırağı 
Kilit kepenk çığlığı, ilk ateş kokusu.
Bir bütünden ayrılış her ekmek diliminde.
Ben bir çorbasının buğulu camına çizmiştim seni 
Kasaba denen o yerde tek bir gece kalacak olmanın hüznüne 
Ki gideceğini bilmek en büyük suç örgütüdür bütün dillerde.
Sonra o camlara kırkikindiler koydum.
Nevruzlarda cemreler indirdim de haberin olmadı.
Yelkovan akrebiyle kayıplara karıştı.
Bozkır makilere döndü bile

41

Oraları terk etti en son varlıklı aile de.
Ben bir eski yılların masasında
Kirpiklerimi tutamadım,
Ki boynumu uzatsam Afrika savrası görünecek 
Astığım kırmızıları toplamak için 
Geceden sabahı bekler kaldım.

42