Howl ve Gözlerindeki Lapis Lazuli

Semih Bozkurt

Sonbahar kimi zaman salı günü başlar.

De ki:
O; bitişlerin mazlum, müzmin ve hipokrat bekçisidir.
Kısa elbiseli güzel kadınların,
Hatırlanmaya yüz tutmuş anıların Berlin duvarıdır.

Şöyle seslendi:
Sınır var geç, memelisin.

O an bir şarkı yükseldi
göç eden kuşların kanatlarından.
Ama plak dönmüyordu.
Devran dönüyordu, başım dönüyordu, semazen dönüyordu.
ama plak dönmüyordu.
Takılıp kalmış bir parçanın çizilmiş hayatları eskizden öteye gidemez, eskiden beri.
Bir parça daha paramparça oldu.

Ve ürkek de olsa, sonbahar bazen salı günü başlar.

38

Rivayet ki:
O; kapının mağrur, dargın ve yitik kapanışıdır.
Nezaket, ninni telaffuzlu hahamların,
kan doğmayan yaralarıdır.

Öyle bağırdı:
Dinler, şarkıları dinler.

O an, yırtıcı uğultusu avladı
göç eden kuşları -elleri yıkanmamış-
Avuçlarından renkler fışkırıyordu
Ama gökkuşağı yoktu.
Onun gözleri vardı, çayırın hatrı vardı, lapis lazuli vardı.
Ama gökkuşağı yoktu.
Cümbüş, güzel olmayan tuvallerin
-Howl yaşamak istemezdi-
figüran oyuncusu, figüran ve üryan.

Tereddüt etse dahi, sonbahar bazen salı günü başlar.

Deyiş ki:
O; zamanın masum, meczup ve müşkül yakarışıdır.
Küfür edilen her yanılgı,
mutluluğa yakılan yeminlerin rötarıdır.

39

Fısıldadı:
Yağma; suçlama değil. Dua.

O an, ahşap kokusu yayıldı ve pardösüsü tozunu yutuyordu prensin. -fötr şapkalı bir korkuluk ne kadar ürkütücüyse o kadar korkunç-
Ağaçkakan, talaşlar içinde boğuluyordu, telaşlar dizboyu.
Ama acelesi yoktu.
İzler geçiyordu, öpülmemiş kadınlar, kadınların gölgesi geçiyordu, dalında meyvenin tadı geçiyordu.
Boşluk, geçiyordu.
Ama acelesi yoktu.
Felaketi yaşamak da bir zaman meselesidir, tohumu tam da zamanında toprağa düşecektir.

Sonbahar, güneş doğmayan duaların gölgesi.
Ayası gökkuşağı,
yitik ve yere bakıyor eli.
Tohum dökülsün,
İnci yağsın kanatlarına.
Boz bu büyüyü Howl
Güzellik kalmasın sonbahara.

40