Koca Hızır

Burhan Tepe

 

 

1299 yılında Söğüt-Domaniç çevresinde ufak bir beylik olarak kurulan Osmanlılar,15.yüzyılın ortalarına gelindiğinde bir imparatorluk haline gelmişti. Osmanlı’nın Balkanlardaki ilerleyişi durdurulamıyordu.1444 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun yayılması karşısında dehşete kapılan Papa IV. Eugenius kutsal savaş ilan etti. Bunun üzerine birçok Avrupa devletinden Haçlı seferi için asker toplandı. O tarihte Osmanlı hükümdarı Sultan II. Murat’tı. Sultan II. Murat ordusunu topladı ve başkenti olan Edirne’den Haçlı ordusunun yolunu kesmek için harekete geçti.10 Kasım 1444 tarihinde İslam ve Hristiyan orduları Karadeniz kıyısındaki liman kenti Varna’da karşılaştı. Hristiyan ordusunun lideri olan Macaristan Kralı Ladislas; sağına Fransız şövalyelerinden oluşan paralı askerleri, soluna ise Osmanlı’da ‘’Kazıklı Voyvoda’’ olarak bilinen ve ileride ‘’Kont Drakula’’ olarak ün yapacak olan Eflak Prensi’nin babası II. Vlad’ın yönetimindeki askerleri aldı. Sultan II. Murat ise o çok güvendiği yeniçerileriyle birlikte Osmanlı kuvvetlerinin orta kısmında yer alıyordu. Saldırıya geçen Hristiyanlar Türklerin sağ kolunu yarmayı başardı. Türkler ise sol koldan aynı şiddetle karşı

36

saldırıya geçti. Sabah saatlerinde başlayan çarpışma öğle vaktine kadar devam etti. Çarpışma o kadar şiddetliydi ki savaş meydanında kelleler adeta çakıl taşı gibi yuvarlanıyordu. Binlerce asker yaralı ya da ölüydü. Kayıpların büyük bir kısmı Türklere aitti. Savaş akşam saatlerine değin bütün şiddetiyle devam etti. Akşam olduğunda zayıflayan ve yenilmek üzere olan Osmanlı askerleri savaş meydanından çekildi. Geriye sadece yeniçeriler kalmıştı. Ordusunun büyük bir kısmını kaybeden Sultan II. Murat’ın gözlerinde korkudan eser yoktu. Çünkü savaşların ufak ayrıntılarla ve aldatmacalarla kazanılacağını iyi biliyordu. Sultan Murat savaşın başlamasından bir gece önce yeniçerilerin bulunduğu orta kısmın birkaç metre önüne derin hendekler kazdırmıştı. Hendeklerin içinde uçları sivri kazıklar bulunuyordu. Yeniçeriler dağların eteklerindeki yüksek çalılarla örtülü boğazlarda uygun bir yer arıyorlardı. Üzerlerine gelecek olan düşman aradaki derin hendeği fark etmeyecekti. Siperlerinden ayrılarak kaçıyormuş gibi yaptılar. Türkler ’in kaçtığını gören Macaristan Kralı Ladislas ordusuna bütün kuvvetleriyle taarruz emri verdi. Ancak Osmanlı askerlerinin bu kurnaz hareketini fark eden haçlı komutanı Hünyadi Yanoş, Kral Ladislas’a şöyle dedi. “Tepelik alanda okçulara karşı savaşmak intihar olur. Atlarımızı vururlar ve adamlarımızı kaybederiz.” Kral Ladislas, Hünyadi Yanoş’un hiçbir uyarısına kulak vermedi. Çünkü zafer kazanma hırsı gözlerini kör etmişti. Bir an önce bütün Türkleri yok etmek istiyordu. Süratli atlarıyla yeniçerilerin peşinden giden Hristiyan

37

süvarileri hendeği fark etmediler ve yüzlercesi atlarıyla birlikte kazığa çakıldı. Yüzlerce askerinin hendeğe düştüğünü gören Kral Ladislas çılgına dönmüştü. Ama bir an olsun tereddüt etmeden askerlerine hendeğin etrafından dolaşıp saldırıya devam etme emri verdi. Türklerin yaptığı bu kurnazlık onu zafer için daha da hırslı bir hale getirmişti. Sultan II. Murat ise uygun gördüğü bir boğazın tepesine okçularını yerleştirip yeniçerilerin büyük bir kısmını da yüksek çalıların içine gizlemişti. Plan kusursuz bir şekilde işliyordu. Kral Ladislas bütün kuvvetleriyle boğazın içine girdi ve saldırıya başladı. Savaşa bizzat kendisi de dahil olmuştu. Askerleriyle birlikte omuz omuza çarpışıyordu. Bu sırada tepede bulunan Osmanlı okçuları Hristiyanları ok yağmuruna tutuyordu. Bir süre sonra Sultan Murat, çalıların arasında gizlenen yeniçerilere ortaya çıkıp saldırıya geçmelerini buyurdu. Aniden ortaya çıkan yeniçeriler Haçlıları birer birer avlıyordu. Mücadelenin ortasında Koca Hızır isimli bir yeniçeri, zırhı göz kamaştıran bir Hristiyan şövalyesi gördü. Bu şövalye heybetli atının üstünde uzun kılıcıyla Türk askerlerine adeta dehşet saçıyordu. Koca Hızır bir aslan gibi kükreyerek şövalyenin üzerine atladı ve onu atından düşürdü. Elindeki çift taraflı baltasıyla ani bir hamleyle şövalyenin kellesini gövdesinden ayırdı. Kopardığı kelleyi eline alan Koca Hızır, Haçlılara dönerek şöyle bağırdı. ’’İşte komutanınızın kellesini kopardım. Cesareti olan beri gelsin!’’ Koca Hızır’ın elindeki kelleyi gören Hristiyan

38

askerleri dehşete kapıldılar ve arkalarına bile bakmadan kaçmaya başladılar. Hava iyice karardığında savaş meydanında bir tek Haçlı askeri bile kalmamıştı. Koca Hızır şövalyenin kellesini mızrağına saplayarak hünkârının çadırına gitti. Sultan Murat’ın huzuruna çıktı ve elinde tuttuğu kelleyi göstererek ‘’Yüce hünkârım, işte çok ünlü bir düşmanınızın kellesi...’’dedi. Bu Macaristan Kralı Ladislas’ın kellesiydi. Sultan Murat ‘’Beni ziyadesiyle memnun ettin. Gönlünden ne geçerse dile benden.’’ dedi. Koca Hızır ise ‘’Siz yüce hünkârımıza ve Devlet-i Aliye’ye daha çok hizmet etmekten gayrı muradım yoktur.’’ diyerek sultanın huzurundan ayrıldı. Yeniçeriler Hristiyanları darmadağın etmiş ve bir Haçlı seferi daha başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ancak Osmanlı’nın kayıpları da çok fazlaydı. Öylesine ki Sultan II. Murat savaş bittiğinde ‘’Allah, bir daha bana böyle bir zafer nasip eylemesin.’’ dedi.

39