Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı: Baskı Karşısında Bireyin Tavrı

Oğuzhan Yeşiltuna

 

 

“Ne gelir elimizden insan olmaktan başka?”
Bütün Şiirleri, Edip Cansever

Giriş

İnsan yaşamının şekillenmesinde önemli mefhumlardan biri olan din, toplumların şekillenmesinde de insanlığın varoluşundan beri önemli bir rol oynamaktadır. Diğer canlılardan tek farkı aklı olan insanın kendi varoluşunu anlamlandırmasında sarıldığı manevi bir dayanak noktası olan din, sahip olduğu bu önemden ötürü tarih boyunca kullanılmış, değiştirilmek istenmiş, birini diğerine üstün kılmak uğruna insanlar öldürülmüştür. İslam fetihleri ve Haçlı Savaşları’nın üzerinden 900 yıl geçmiş olmasına rağmen geçtiğimiz günlerde din karşıtı tutumuyla bilinen Charlie Hebdo adlı mizah dergisinin karikatüristlerinin öldürülmesi aslında geçen zamanda pek de olumlu bir gelişme kaydedilemediğini göstermektedir.

Şerif Mardin (2014), dinin zaman zaman dönemin muktedirleri veya hâkim ideolojisi tarafından bir baskı unsuru olarak da kullanıldığını belirtmektedir. İnandıkları

           
26
26

karşısında değişime zorlanan birey kendisine dayatılan yeni anlayışı kabul etmek istemezse ya değişmiş görünüp baskı altında yaşayacak ya da kaçacaktır.

Jung’a göre (2013) bu baskının kişinin iç dünyasında yarattığı bunalımlar, kişinin bilinç düzeyinde görmek istemediği birçok unsurla yüzleşmesine sebep olur. Dolayısıyla insan ruhunda çeşitli sarsıntılara yol açar. Bu yüzleşmeler kimi zaman kişinin kendi varlığını sorgulamasına kadar gider.

I Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’na Genel Bir Bakış

1971 yılında Sait Faik Hikaye Ödülü’ne layık görülen Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, 1950 sonrası Türk Edebiyatı’nın en özgün kalemlerinden biri olan Bilge Karasu’nun Troya’da Ölüm Vardı adlı eserinden sonra yazdığı ikinci kitabıdır. Kitabın ilk bölümünde “Ada” ve “Tepe” adlarını taşıyan ve birbiriyle neden-sonuç ilişkisi içinde örtüşen iki öykü, ikinci bölümündeyse “Dutlar” adını taşıyan ve tema açısından birinci bölümle ilişkilendirebileceğimiz üçüncü bir öykü mevcuttur.

Güven Turan’ın (1997) da belirttiği gibi, kitabın bütünündeki yapısal karmaşıklıktan ötürü yapıtın türünü belirlemek oldukça güçtür. Behçet Necatigil (2000), Olcay Onertoy (1984) ve Sadık Yalsızuçanlar (2000) yapıtın üç “uzun öykü”den oluştuğunu belirtmişlerdir. Yapıtın bir öykü armağanına değer görülmüş olması da bu savı desteklemektedir. Ancak yapıtın türü üzerine çok fazla

27
27

konuşulmadığını düşünen Müge Yanardağ (2009) ise Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nı romana teğelli bir anlatı olarak ifadelendirmektedir.

Bahsi geçen öykülerin anlamlarını okura ilk okuyuşta vermemeleri, anlatım içinde yazar tarafından bilinçli olarak bırakılan zaman boşlukları, zaman dilimleri arası geçişler Bilge Karasu’yu yazar-okur etkileşiminde okurdan da çaba isteyen bir yazar yapmaktadır.

II Yapıtın Olay Örgüsü

Kitabın ilk öyküsü olan “Ada”da, tarihte dini değişimler sonucu ortaya çıkan ve bir kültürün kendi dini sembollerine saldırısı olarak açıklanabilecek ikonaklazmın Bizans’ta vuku bulduğu dönemde, yeni inanışı kabul etmek istemeyen keşiş Andronikos’un ıssız bir adaya kaçışı ve burada kendisine bir “heimlich” ararken kendi inanışlarını, kabullerini, fikirlerini kısacası hayatını sorgulaması anlatılmaktadır.

İkinci öykü “Tepe”deyse keşiş İoakim’in Andronikos’un kaçışından uzunca bir süre sonra geçmişi hatırlaması ve yakalanılan Andronikos’un İoakim’in gözleri önünde cezalandırılması anlatılmaktadır. “Tepe”, “Ada”da kalan kimi soru işaretlerinin giderildiği tamamlayıcı bir öykü görevi üstlenmektedir.

Sadece tema açısından ilk iki öyküye tutturulmuş olan “Dutlar”daysa 1960 yılında anlatıcı Giulia Pozzi’nin başından geçenler anlatılmaktadır. Postaneye her gidişinde yürüdüğü yoldaki dut ağaçlarından sarkan tırtılları gören

28
28

Pozzi, zamanla dutların yapraklarının tamamen yendiğini fark eder. Tırtıllardan temizlenen ağaçların yeniden yapraklanmasına da inanamaz.

III Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nı Baskı Karşısındaki Bireyin Kaçış Öyküsü Olarak Okuma Denemesi

“Ada” bölümünde Andronikos, inancını değiştirmediği ve kendisine dayatılana açıkça karşı da koyamadığı için çözümü kaçmakta bulur. Adaya kaçışı, Andronikos’un yıllar boyu sürdürdüğü alışkanlıklarını sorgulamaya başlamasına sebep olur. Zaaflarını, düşünmeksizin alıp alışkanlık olarak kabul ettiği davranışlarını düşünür. Bu iç hesaplaşmalar onu inanmadığını düşünme noktasına kadar getirir:

“İnancı uğruna zindana atılmağı bile göze alamayan adamın inandığı söylenebilir mi? O halde, gerçekte, inanmıyorum. O halde, yıllarca, bilmeden, farkına varmadan, yalan söyledim. Yalanımı yaşadım, yaşattım başkalarına da. Kendimi aldatmakla kalmamışım, herkesi de aldatmışım.” (syf.38)

Evis’e göre (2012), “Bu düşüncelerinden sonra dinî inanışındaki zaaflarının farkına varması Andronikos’u, kendi kişisel değerlerini aramaya iter. Geçmişteki yaşantılarını hatırlayarak kendisini sorguya çeker ve suçlamaktan çekinmez. Yargılamasını bitirdikten sonra bir din adamı olarak değil de sıradan bir birey olarak kendi değer ve idealleri doğrultusunda yeni bir inanç biçimi oluşturmaya çabalar. Bunu yapabilmesinin tek yolu ise içinde bulunduğu

29
29

toplumdan ve inanç sisteminden uzaklaşmak Andronikos’un ifadesiyle kaçmaktır” (syf.4).

Bu noktada baskı karşısında tutumu kaçmak olan Andronikos’un vardığı yer önemli hale gelmektedir. Çünkü Göktürk’e göre (2004), “Bir ada ortamı, kendisini belirleyen, dışarıya kapalılık, kendisiyle sınırlanmışlık, duran zaman biçimi gibi özellikleriyle “dışarı”nın, dış dünyanın karşıtıdır” (syf.170). Ayrıca “Ada ortamı, yalnız dünya ile karşıtlığı, bir sürgün yeri ya da barınak olarak benimsemesi açısından anlam kazanmakla kalmaz, kişiliklerin, bilinçaltı tepkilerin açıklanmasına (…) katkıda bulunur” (syf.130).

İkinci öykü “Tepe”de ön plana çıkan İoakim’in de Andronikos gibi dindeki yeni anlayışa karşı çıktığı görülmektedir. Fakat İoakim’in baskı karşısındaki tutumu kaçmak değil kabul etmiş gibi görünerek kalmak olmuştur. Belli bir süre sonra kaçsa da bu Andronikos’un kaçışına göre oldukça silik kalmıştır. Yıllar sonra Andronikos’un gözleri önünde inancı uğruna öldürülmesinin ardından İoakim’in iç çatışmaları, ahlaki sorgulamaları pişmanlıkla sonuçlanır. Manastırda beslediği tilkiciğini öldürmesiyle sorguladığı inancı arasında ilişkiler kurmaya çalışır. İoakim, alıp başını gidememesinin yaralarını yaşlılığın da getirdiği olgunlukla daha yoğun hisseder.

Yapıtta baskı karşısındaki farklı tutumları ve dini inanışlarını sorgulamalarıyla öne çıkan Andronikos ve

30
30

İoakim’in yanında daha zayıf olan Andreas ise kendisine dayatılan baskıyı sorgulamadan kabul eden bireyi temsil etmektedir. Sorgulamanın, karşı çıkmanın veya kaçabilmenin gücüne sahip olmayan keşiş Andreas, okurun karşısına yeni inanışa kılıf uydurmayı daha kolay bulan bir tipleme olarak çıkar.

Sonuç

Bilge Karasu’nun Uzun Sürmüş Günün Akşamı adlı yapıtı baskı karşısında farklı tutumlara sahip bireylerin öyküleri olarak da okunabilir. “Ada”da kendisine dayatılan yeni inanışı kabul etmek istemeyen Andronikos’un, “Tepe”deyse kendisine dayatılan karşısında gitmekle kalmak arasında kalan İoakim’in öyküsü verilmiştir. Karasu, kendisine dayatılan baskı karşısında bireyin tavrını din, ölüm, kaçış temalarını kullanarak yapıtına işlemiştir.

31
31

Kaynakça

Evis, A. 2012, Bilge Karasu’nun Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı Öyküsünde Din ve Bireyleşme, Turkish Studies, Sayı 7, Ankara.
Göktürk, A. 2004, Ada, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
Jung, C.G. 2013, Anılar Düşler Düşünceler, Can Yayınları, İstanbul.
Karasu, B. 2014, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Metis Yayınları, İstanbul.
Mardin, Ş. 2014, Din ve İdeoloji, İletişim Yayınları, İstanbul.
Necatigil, B. 2000, Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, Varlık Yayınları, İstanbul.
Onertoy, O. 1984, Cumhuriyet Dönemi Türk Roman ve Öyküsü, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul.
Şenürkmez, K. 2014, “Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nda Süreklilik, Dönüşüm ve Müzikal Akış”, (Editör; Doğan Yaşat), Metis Yayınları, İstanbul.
Turan, G. 1997, “Ada”da Zaman Kullanımı, Bilge Karasu Aramızda, (Editör; Müge Gürsoy Sökmen, Füsun Akatlı), Metis Yayınları, İstanbul.
Yalsızuçanlar, S. 2000, “Modern Türkiye Öykücülüğünde Bir Ada: Bilgi Karasu”, Hece Dergisi, Sayı 46-47, İstanbul.
Yanardağ, M. 2009, “Bilge Karasu’dan Romana Teğelli Anlatılar Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı”, Virgül Dergisi, Sayı 11, İstanbul.

32
32