ve o gün hayı huyu yoktu yaşamanın, bir usantı sarabilirdi içini mutlaka,
bir öğle vakti, yahut akşamleyin eve dönerken ufacıktı, kurt yeniklerine sığınıp kimseler bulamasın diye
gölgesini taşlara sürterdi
her şey okyanusun korsanları dışlamasıyla başladı adam öyle susamıştı ki purolar yakıp izmaritlere içirdi,
meryem kalçalarına sarılırken yıkandı, tırnaklarını keserken hiç üzülmedi, vadilere takıldı aklı,
yastıklar akşam mesaisinden gün ışıyınca toplanırlardı, bu onların daimi kabusuydu,
bu düşünceler aklına epey yattı aslında, defterini çıkarıp notlar aldı
gelişigüzel şeylerdi bunlar, mutlu uyanmak için yaptığı maskaralıklardı
amazonlar dünya’yı ele geçirdikleri zaman ilk önce çiçekçileri alıkoyup tırtılları özgür bırakacaklardı ve dansözler gelecekti, su toplamış bileklerini külkedisi pabuçlarına sığdırmaya çalışacaklardı,
fıstık yeşiline darılıp nöbetlerini yarım bırakan toy subayları hatırladı
otobüslere imrenen duraklar hepten greve çıkmışlar, yalanlarla biçmişler çimenlerini,
taraçalarını hep kırmızıya boyamışlar, kar yağınca ölüler sevinirmiş,
kertenkele leydileri toprak çiğneyerek yaza hazırlanırmış,
göçebe harabelerine bir suriye kazımışlar
ninnilere kulaklarını tıkayan avareler gördü,
i’ler hep tersten mi bağırır ve hep çürük kahvaltı altlıklarında mı intihar eder uçurumlar,
bataklık yalnızlığına inanıyordu, ama unutulmaya hazır değildi,
tipi sonrası gelen irkintilerde çarçur edilmek, azarlanmak istiyorlardı, uzaklara seslendiler,
büyük kutup yıldızında uyuşacaktı genizleri, yanınızda sümkürmeyi beceremediler
kemerlere vurulmuş çocukluklarını arkalarında bıraktılar
gölcüklerde sidik yarıştırıp heba edeceklerdi kirlenmezlerini,
temkinli baykuşları teknelerinin karinasına el ele tutuşmadan sığdıramadılar
sürekli yinelenen benmerkezci ayinlerde buluştular, lanetleri anlaşmazdı,
pastel boyalı duvarlarda çakan kibritler gördüler, karyola somyalarında şekerleme yapan böcekler gibi bir anda kamaştı duyargaları, sessiz boşanmalar neslinin ilk mahsulleriydiler
kış ortası manavın lacivert önlüğünden yerlere can erikleri saçılınca bütün mahalle toplandı,
üstlerine yapışan zamklı yosunlar koparıp attılar önce,
dışarı kabansız çıkmışlardı eve gelince televizyondan milimetrik ofsaytları saymaya koyuldular
ve sivilce burunlu M.’nin kalesinde mumlar yakıp af dilendiler
bu eller o’nun değil,
sahilde ahtapotlardan yürüttüğü dokunaçlardı,
üç kalbinden ilkini size bıraktı,
yükseklerden gelip dağlara uzanırdınız,
özlüyordunuz yanınızdan geçerken durdunuz
ağlıyor muydunuz
unutulmuşlar kadar hızlı yeminlerinizde
neyse, bir kutlama havası bir laubalilik sezinleniyordu
sizin ne çok derdiniz vardı oysa şakaklarınız bulanmaktaydı
yavaşlayıp ağaçlarla tokalaştınız.