Aynı şehirde olsaydık, her gece beklerdim balkonunun altında. çamaşırları asma ihtimalini kovalardım ya da henüz gelen misafirini karşılamanı. Sonra ay yüzünü gösterirdi de sen fırsatı kaçırmamak için çıkardın balkona ve ben işte orada başka bir dünya düşlemeye başlardım.
İlk şunu fark ettim. Uyumuyor, yorgun düşüp sızıyorsun. Öncesinde ışıkların hepsini yakıyorsun içini, tüm ruhunu gösterme çabasıyla. İvedilikle. Sonra kapatıyor ve tek bir dal sigaranın ışığıyla idare ediyorsun. Birinin başlangıcı diğerinin bitişine şahit oluyor her defasında ve ben üflediğin dumanın miktarıyla içinde gezinen yaranın sızısını tahmin edebiliyorum. Anlatsana…
şimdi. Vaktimiz yok. Belki aramızdaki duvarlara rağmen sessizliğimiz sözcük olur kavuşur birbirine…
Aynı şehirde yaşamış olsaydık ben sana bir bir anlatırdım. Nefes almadan. Aslında yapıyorum da. Anlatıyorum günün tüm hikayesini sana tüm ruhuyla. Bir şizofreni haliyle alıyorum karşıma, iç sesimle yüzleştiriyorum seni. Bazen süresiz oluyor, bazen saniyeler sürüyor uyanışım. Her ne kadar beynimdeki mülkiyeti beni rahatsız etse de kaynağının sen olması mukayyet olduğum şey. Mukayyet oluyordum da aciz
de kalıyordum, aslında senin hiç olmadığın karşılaşmalarımızda, zaaflarımla çarpışarak.
Zaman doldu. Işıkları kapattın. Yorgunsun. Gidiyorsun. Ben de… Hakikatin peşinde olmaya devam…
…
Kayboldum. Senden haber alamadığım an. Kalbim taşınamaz hale geldi. Bilmediğim çağrıları sen sanarak telaşla açtım. Kapıya gelenlere boş boş baktım. Özlemini hatırladım çokça mümkün gelişlerini düşünürken. Telefonumdaki mesajların eskidi dinlemekten. Belki dedim, gelmiştir…
Aslında gelsen de sana yazdığım defterleri versem, mektup bilerek döküldüğüm. Sana ait bende olan tek şey sana yazdığım mektupların. İşte buna çok gülüyorum. Ellerimle tutabildiğim bir şey olsa, saklasam. Şu hayatı sevmesem zor gelirmiş seni düşünme sevdam.
Şimdi balkonda, geriye kalan hayatı savdıktan sonra bir sigara yakıyorum ve her birinde yorgunluğumu düşünüyorum. Hatta diyorum ki kendi kendime yine. Mesela gelsen. Görsem seni. Sokağın köşesindesin. Elimde bir bardak kaynar çayla koşsam. Desem "otur, anlatacak çok şey var."
Kayboldum.