İstiklalde Bir Gezi

Soner Üçkuşoğlu

 

 

 

Göz kapaklarını indirdi. Sokaktan sızan ışıktan kaçamıyordu. Sabah işe gidebilmesi için erken kalkması dolayısıyla erken uyuması gerekiyordu. Beyoğlu'nda oturmanın zorluğunu yeni evine yerleştiği ilk geceden anlayacağını bilmiyordu. Kulaklarına vuran ses, göz kapaklarından içeri sızan ışık, kadın kahkahaları, adam naraları, siren seslerinin karıştığı müzik sesleri ve geceyi gündüze katan ışıklar! İntihar etmeyi ya da pencereyi açıp herkese sessiz olmasını söylemeyi düşündü. Sesler ve ışık bir araya geldi, kafasının içindeki tabelaya "Gel, sen de katıl ve eğleniyormuş gibi yap." yazdı. Yatağından kalktı, dolabından eline ne geçirdiyse giydi üzerine, tek unuttuğu ayakkabılarıydı.

Ayakkabılarını unuttuğunu binadan indikten sonra fark etti. Üç kat merdiveni tekrar çıkmaktansa terlik dolaşmayı tercih etti. Daha adını öğrenmediği birkaç sokaktan geçip İstiklal ‘deki et seline karıştı.

21

Sağ şeritten yürüyordu. Soldan gelen akıncıları fark etti. Sola geçti, karşısından gelen yüzlerce insana karşı bir savaşçı gibi hissetti kendini, güçlü gibi... Çarpıp geçenlere, çarpıp geçtiklerine aldırmadı. Kendisini ilk defa bir şey sanıyordu. Yıllar var ki kendisini bir kalıba koyamamış, kendisinden de bir kalıp çıkarmaya çalıştığındaysa bütün parçaları dağılmıştı. Şimdi İstiklal ‘in tünele doğru sol şeridinde yürürken kendisini güçlü hissediyordu. Bir an yanıldığı hissine kapıldı. Sanki diğer şeridi Taksim'e doğru yürüse böyle hissetmeyecek, hatta yürüyemeyecek ve gelip geçenlerin arasında paspas gibi kalacağını hissetti. Döndü hemen, cesaretini topladı, omuzlarını dikleştirdi, göğsünü kabarttı, adımlarını terliklerin rağmen yere sımsıkı bastı. Sol şeride geçti, "Hedef Taksim!" dedi içindeki "Cesur Adam" a. Taksim'de Cumhuriyet Anıtının karşısına dikildiğinde uykusuzluktan ayakta zor duruyordu. "Başardık!" dedi. O değil, arkasındaki birisi. Sonra arkasında kendisinden habersiz toplanan ve onunla yürüyen kalabalık hep bir ağızdan "Başardık!" diye haykırdı. Arkasını döndüğünde önüne aldığı kalabalık önce yavaş sonra hızlı bir ritimle alkış tutmaya başladı. Kimi, neden alkışladıklarını anlayamamıştı. Sonra seslenişlerini sadece içindeki Cesur Adam'ın değil, etrafındakilerin de duyduğunu anladı. Kafasında Taksim'i işaret ederken kolu da havada Taksim'i gösteriyordu. Ve bir şeye karşı harekete geçmeyi bekleyen o kalabalığı da farkında olmadan arkasına almıştı.

22

"Şimdi!" dedi, karşısındaki et yığınına, bu sefer kendinden daha emin ve olacakların farkında bir havayla "Eve gidip uyuma zamanı!"

Yarım saat sonra yatağındaydı, gözlerini kapattı.

Sabah başucu saatinin çalmasıyla uyandı. Merak ediyordu, gerçekten herkesi evine gönderebilmiş miydi? İyi bir uyku çekmişti ama deliksiz ve rahat. Sabah haberlerine baktı. Hiçbir şey yoktu. Hiçbir kanalda gecenin bir yarısı İstiklal ‘de yapılan o yürüyüşten bahsetmiyordu. Bir daha anladı ki hiçbir rüya ve hiçbir halk hareketi salonların başköşesindeki kutularda kendine yer bulamaz.

23